13 Haziran 2021
  • İstanbul19°C
  • Diyarbakır24°C
  • Ankara12°C
  • İzmir24°C
  • Berlin16°C

VİRÜS BİZİ DE DEĞİŞTİRDİ

Ersin Tek

10 Mayıs 2021 Pazartesi 02:14

Evet, virüs değiştikçe bizler de değiştik, değişiyoruz.

Çünkü bu bir savaş; Bir yıldan fazla bir süredir görünmeyen bir düşmana karşı savaş veriyor insanlık. Her savaş, savaşan tarafları (kazanan ve kaybedenleri) aynı şekilde değiştirir. İnsanlığın Covid-19 virüsüne karşı savaşı da bir istisna olmadığını kanıtlıyor.

Virüsün kendisi değişiyor; yayılmasını kolaylaştıracak şekillerde mutasyona uğruyor. Böylece aşılar, terapötikler ve sosyal mesafe önlemleri yetersiz kalıyor. Modern bir dünyada onu yok edecek ya da en azından sınırlayacak her şeyi aşarak yoluna devam ediyor.

Mutasyonlarından bazıları bu virüsü daha da ölümcül hale getirebilir. Ancak hiçbir parazit, ev sahibini çok hızlı bir biçimde öldürmekten fayda sağlamayacağını bilir. Durum böyle olunca insanlık için de mücadele süreci daha uzun ve daha masraflı olacak gibi görünüyor. Ayrıca ölümler de daha bir trajik hâl alabiliyor.

Dolayısıyla hem bu virüsle (tüm çeşitleriyle) savaşmak hem de gelecekteki pandemilere karşı hazırlıklı olmak ve daha iyi direnebilmek için insanlık da kaçınılmaz olarak değişmektedir. Bunu da virüsle hemen hemen aynı mekanizmayı kullanarak adapte olarak yapıyor. Başka çaresi yok…

Bu savaştan galip çıkmak için birden fazla bilimsel yaklaşımı denemek ve işe yaramayan yöntemleri daha hızlı bir biçimde terk etmek ve değiştirmek zorundayız. Bu şekilde en doğru ve en faydalı yöntemi-ilacı bulabiliriz.

En etkili aşının bulunması ve aşılanma oranlarının yükselmesi noktasında uluslar birbiriyle yarışmaktadır. Gelişmiş ülkeler bu yarışta önde gibiler. Gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerin çoğunluğu ise bu yarışı çok gerilerden takip etmektedir. Bu durum insanlığın başka bir yüzü, kanayan bir yarasıdır. 

Gerçekçi yaklaşacak olursak, tüm uluslarda yetişkin nüfusunun şimdiye kadar aşılanması gerekiyordu. Ancak bu tam anlamıyla gerçekleşmedi. Hem aşıların bulunma, deneme ve üretim sürecinin uzaması, hem aşılarda istenen etkinin yakalanamaması, hem ülkelerin ekonomik gücünün yetersizliği, hem siyasetçilerin hem de toplumların basiretsizliği nedeniyle insanlık bu savaşta çok fazla kayıp verdi. Her savaş gibi bu savaşın da bedeli ağır oldu.

İnsanlık adına yaşanan acı kayıplar, yepyeni bir dönemin de başlangıcı olduğunu gösterdi.

Yaşlı insanların yeni tip coronavirüs enfeksiyonuna karşı daha fazla savunmasız olması, kısıtlamaların ve sınırlamaların genellikle bu sınıfa daha katı bir şekilde uygulanmasına yol açtı. Böylece pandemi sürecinde yaşlı insanların yaşadığı dışlanmışlığa ve psikososyal savunmasızlığına çokça şahitlik ettik. Gördük ki yaşlı insanlar, salgının getirdiği yalnızlığın ve sosyal dışlanmanın sonuçlarına karşı daha savunmasız olduğu için sınırlamalar, hâlihazırda mevcut olan sosyal dışlanma yaşlılarda ölümden daha beter sağlık sorunları ve travmalara yol açtı. Bu çok trajik bir durum… Buna rağmen yaşlıların eğitim, iş, barınma olanakları, ulaşım olanakları, sağlık ve sosyal hizmetler, vb. kapsamlardan yaygın ve sistematik olarak dışlanması aynen devam etmektedir.

Bütün komplo anlatılarının ötesinde, dünya nüfusundaki dengelerin değişmesi ve bilhassa yaşlı nüfusun bu pandemi sonucunda azalması insanlık için büyük bir ‘hafıza yitimi’ anlamına gelmektedir. Aynı şekilde bütün bu kayıplar yeni nesiller için hafızanın yenilenmesi ve yeni (teknik ve acımasız) bir bilincin gelişmesi olarak da yorumlanabilir.

Bu pandemi, tarihte insanlığın uğraşmak zorunda kaldığı ilk olay değildir. İnsanlık buna benzer ve hatta daha kötü durumlarla çokça karşılaştı ve bunların hepsini aştı. Bunu da aşacak. Yuval Noah Harari’nin söylediği gibi: ‘‘Bu fırtına geçecek. Ancak şu anda yaptığımız seçimler, hayatlarımızı yıllarca değiştirebilir.’’

Bu anlamda 2020 yılı, bildiğimiz-inandığımız dünyanın derinden sarsıldığı ve değiştiği yıl olarak geçecek tarihe.

Coronavirüs tüm dünyaya yayılırken, insan sağlığını ve birçok ülkenin kaynaklarını yok ederken, eşitsizlik, sosyal adaletsizlik ve sistematik ırkçılığın uzun vadeli etkileri her zamankinden daha belirgin hâle geldi. Pek çok insan bu gerçekleri daha açık bir biçimde görerek, yüzleşerek düşüncelerini ve durduğu yeri değiştirebildi. Aslında  tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi, yeme içme alışkanlıklarımızdan eğitim felsefemize, siyaset anlayışımızdan dinsel inançlarımıza, bireysel ütopyalarımızdan toplumsal ilişkilerimize kadar her şeyimizi etkiledi ve değiştirdi. Kısacası pandemi öncesinden pandemi sonrasına geçişte derin tarihsel bir kırılma yaşıyoruz; tüm kelimeler ve yaşamlar yeni bir anlama bürünüyor.

Gelecekte pandeminin kalıntıları üzerinde daha iyi toplumlar inşa edebilir mi? Bilmiyoruz. Ancak tarihten bildiğimiz bir şey var ki krizler çoğu zaman bir şans ve fırsata dönüşebilir. Toplumların karşı karşıya olduğu krizler, gerçekten de küçük veya geniş kapsamlı dönüşümler için ‘ayrıcalıklı anlardır’ çünkü. Çoğu zaman işlerin her zamankinden daha kötüye gittiğini düşündüğümüz anlarda, yeni gelişmeler yaşanabilmekte, yeni kapılar açılabilmektedir. Dolayısıyla umut etmek için her zaman bir neden vardır ve de olmalıdır.

Umuyoruz ki toplumları yöneten kimseler akılla, bilimle, vicdanla, ferasetle hareket eder ve bu krizden insanlık adına en iyi şekilde yararlanırlar. Bunun için de zengin sınıflar için daha yüksek vergiler, iklim değişikliğiyle mücadele ve yoksulluğu ortadan kaldırmak için daha gerçekçi ve kalıcı politikaların oluşturulması bir başlangıç olabilir.

Evet, bu süreçte bazıları fani dünya hayatına ebediyen veda edecek, kalanlar ise tanrının-evrenin mesajını almaya ve değişmeye devam edecektir. Pek çok kişi nihayetinde bu salgından zarar görmeden kurtulacak fakat hiçbir birey-toplum değişmeden yoluna devam edemeyecek…

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.