26 Ağustos 2019
  • İstanbul27°C
  • Diyarbakır33°C
  • Ankara24°C
  • İzmir31°C
  • Berlin20°C

SİYASETİN DALKAVUKLARI

Ersin Tek

29 Ocak 2019 Salı 00:16

Rivayet odur ki;

“Eski zamanların birinde kudretli, haşmetli, akıllı bir padişah yaşarmış. Bu padişah, doğudan batıya dünyaya nizam verir, bilcümle işleri tamam edermiş. Padişahın çok sevdiği bir de dalkavuğu varmış. Dalkavukluk mesleğinde eşi bulunmaz bir üstat imiş. Lakin vakit erişmiş. Bu yetenekli dalkavuk rahmet-i Rahman'a kavuşmuş.

Bir ay, iki ay, üç ay dalkavuksuz idare eden padişah, bir süre sonra “bu böyle olmayacak” deyip kendisine bir dalkavuk almayı murat etmiş. Vezirlerini çağırmış. “Tez elden çığırtkanlara haber verin. Memlekette kendisine güvenen ne kadar dalkavuk varsa huzuruma gelsin. Bizzat hepsini imtihan edip en kabiliyetlisini yanıma alacağım” diye emretmiş.

Memleketin dört bir yanına dağılmış çığırtkanlar. Elde davulları, dört bir yanda çığırmışlar: “Haşmetli padişahımız, kendisine güvenen dalkavukları huzuruna bekliyor. En beğendiği dalkavuğu yanına alacak. Duyduk duymadık demeyin.”
Memlekette dalkavuk mu biter? Yüzlercesi, ilan edilen tarihte dayanmışlar sarayın kapısına. Öyle ki, kuyruğun bir ucu saraydaymış da diğer ucunu görene aşk olsun.

Kudretli padişah, tek tek huzuruna çağırmış dalkavukları. Hepsine ilk sorusu aynı imiş: “Dalkavuk musun?”
Huzura çıkan dalkavuk namzetleri bu soruyu duyar duymaz başlıyorlarmış anlatmaya: “Elbette dalkavuğum efendim. Hatta yedi sülalemiz dalkavuktur. Benim büyük büyük dedem de Nuşirevan'ın dalkavuğu imiş hatta…”

Padişah, kendilerini süslü sözlerle tanıtan dalkavukları huzurundan “uygun değil” diye göndermiş akşama kadar. Öyle ki, o uzun sıra dalkavuk bulunamadan biteyazmış.

Akşamın son deminde, sıranın en sonundaki dalkavuk çıkmış huzura. Padişah, ona da sormuş “dalkavuk musun” diye. Adam hiç duraksamadan “estağfurullah” demiş, “Siz ki cihanın padişahısınız. Siz bizim dalkavuk olduğumuza hükmederseniz dalkavuğuzdur. Yok, dalkavuk olduğumuza hükmetmezseniz kapınızda bir paçavrayızdır.”

Adamın cevabını çok beğenen padişah, onu dalkavuk olarak işe almış.

Gel zaman git zaman, bu ufak tefek adam, eski dalkavuğu dahi aratmayan bir namlı dalkavuk olup çıkmış.

Bir gün padişah, patlıcan yemeği yiyormuş. “Bugün patlıcan ne güzel” demiş. Huzurda bulunan dalkavuk, başlamış konuşmaya: “Hakk-ı âliniz var efendim. Patlıcan öyle güzel bir nimettir ki. Hele turfandası. Yağı tamam konulursa bayıldısı ayrı güzel olur. Eti kıvamında olursa karnıyarığına doyum olmaz. Kızartması ayrı, dolması ayrı lezzetli olur. Hem fakir fukaranın göz aydınlığıdır patlıcan.”

Padişah, memnuniyetle dinlemiş dalkavuğun anlattıklarını.
Bir başka gün, padişahın sofrasında yine patlıcan yemeği varmış. Padişah bu sefer hiç beğenmemiş patlıcanı. “Bugün çok kötü patlıcan” demiş.

Huzurda bulunan dalkavuk yine almış sözü. Başlamış anlatmaya: “Hakk-ı âliniz var efendim. Bu patlıcan yararsız, kötü bir nimettir. Olgunu hemen çekirdeklenir, yenmez olur. Yağını biraz fazla kaçırsalar bayıldısı yenmez olur. Etini bir tamam koymazlarsa karnıyarığını at çöpe. Kızartması yağlı, dolması acı olur. Hem çabuk pahalanır. Fakir fukara istifade edemez.”

Padişah, dalkavuğun anlattıklarını ağzı açık dinlemiş. “Ulan köftehor” demiş, “sen değil miydin geçen gün patlıcanı yere göğe sığdıramayan. Şimdi niçin yerin dibine sokuyorsun nimeti?”

Dalkavuk, istifini bozmadan cevaplamış soruyu: “Hakk-ı âliniz var padişahım. Geçen gün patlıcanı övüp göklere çıkaran da, bugün onu yerden yere vuran da benim. Zira ben patlıcanın değil, sizin dalkavuğunuzum.”

Her ne kadar eskilerin hikâyesi gibi okunsa da, biz yenilere hâlâ çok şey anlatıyorsa, aradan geçen onca zaman sonra dahi bazı şeyler değişmemiş demektir…

Siyaset yapan veya siyasete yeni girmek isteyen birçok kimsenin ilkesiz ve yaranmacı bir siyaset tarzına meylettiğine tanıklık etmekte ve her türlü kötülüğün sıradanlaştığı ve hatta kutsandığı bir dönemden geçmekteyiz. Hal böyle olunca, kolektif akıl iyice buharlaşmış, yaranmacı davranışların getirisi artmış ve egemen olanın etrafında oportünist bir kültür oluşmuş görünüyor.

Konjonktürel bir durum mu, ya da başka bir şey mi, bilmiyorum ama içinden geçtiğimiz şu dönemde hem iktidar cenahında hem de muhalefet cenahında siyaset yapmaya niyetlenen çoğunluğun rağbet gösterdiği veya kendisini yapmaya mecbur hissettiği şey, dalkavukluk oluyor, soytarılık oluyor.

Yaranmacı siyaset tarzı, kısa vadede kazançlı bir siyaset tarzı olarak görülebilir ama uzun vadede kaybettiriyor ve bedeli ağır oluyor. Yakın siyasi tarihimize şöyle bir baktığımızda, bu yolda hem dünyasını hem de ahiretini kaybedenlerin sayısının azımsanacak gibi olmadığını görürüz. Bu tarzın en trajik ve tiksinti verici örnekleri de seçim dönemlerinde, bilhassa 'aday adayları sürecinde' daha fazla görünüyor oluyor. Bunlar siyasetin dalkavukları oluyor. Yani, yukarıdaki hikâyede bahsi geçen eski kral dalkavuğunun güncel örneklerine karşılık gelmektedirler.

Bazı kimseler siyasetin en tepesinde olmayı sever veya hayal eder. Bazı kimseler yıllarca didinip durur, emek verir, çaba gösterir ve her türlü fedakârlığa katlanır ama bir türlü istediği sonucu göremez veya hak ettiği yere gelemez. Bazı kimseler de hiç umursamaz ama bakar ki siyasetin en tepesinde yerini almış, hatta karar mekanizmasının tepesinde bulur kendilerini. Bazı kimseler de ‘‘siyaseti makam, mevki, şan, şöhret, dünyevi çıkar ve beklentiler için yapmıyoruz, yapmayız, yapamayız’’ derler. Sonra bir bakarsınız ki, dünyevi menfaatleri için türlü maskaralıklar yapıyorlar, sayısızca takla atıyorlar, dalkavukça sözler ediyorlar, zilletle boyun ve bellerini kırıyorlar, elleri patlayıncaya kadar zalimleri alkışlıyorlar…

Bu memlekette siyaset henüz en basit kalite kontrol sistemlerini bile geliştirebilmiş değildir. Yanlış kararlar alan, başarısızlığı tescil edilmiş, liyakatsiz, dalkavuk, siyaseti kirletmiş veya siyasal süreçleri kirli çıkar ilişkilerine alet etmiş politika esnafını ıskarta edecek bir kontrol sistemin bulunmadığı gibi, bırakıp gitme ahlakının ve erdemli siyasetçilerin varlığından da söz edilemez. Bu yüzden anlaşılması güç, karışık, trajik ve bir o kadar da mide bulandırıcı bir uğraşa dönüşüyor siyaset…

M. Akif İnan’ın ‘Dalkavuklar Sultası’ yazısında söylediği gibi: ‘‘Bu tür dalkavukların meydanları doldurduğu, su başlarını tuttuğu, yakın dönem dalkavuklarını fersah fersah aşmış bulunan, bir vakte gelip dayanmıştır toplumumuz şimdi.’’

Sonumuz hayrola!

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.