04 Haziran 2020
  • İstanbul15°C
  • Diyarbakır14°C
  • Ankara13°C
  • İzmir15°C
  • Berlin15°C

SAİD-İ NURSÎ'Yİ “DEMOKRAT PARTİ”YE FEDA ETMEK...(II)

Abdullah Can

13 Mayıs 2020 Çarşamba 12:44

İlk yazıda belirtmiştim; Nursî’yi “Demokrat Parti taraftarlığı” üzerinden konumlandıranlar, tezlerini, Emirdağ Lahikası, c. 2’ye “ilave” ettikleri “siyasî” mektuplara bina etmişlerdir, diye. Niyet okuyucu değilim, ama yapılanın “masumane” bir iş olmadığı ortadadır. Çünkü “akıbet”,  hayırlı olmamıştır. Evvela, “Nur Hareketi”nin içine “particilik” girmiş; “partililer”, “partisizler” diye bir ayrışma/ihtilaf doğmuştur. İkincisi, tamamen “imanî”, “uhrevî” ve “hasbî” olan hareket, “dünya” ve “siyaset”le anılmaya başlanmıştır. Üçüncüsü, “tarafsız” ve “adil hakem” konumundaki hareket, “tarafgirlik” damgasını yemiştir. Dördüncüsü, mesaj ve misyonuyla “evrensel” olan hareket, “sağcılık” ve “millîlik”in dar kalıplarına sokulmuştur. Beşincisi, Nursî’ye, eserlerine ve takipçilerine olan umumî “teveccüh” ve “itimad” gerilemiş; tesir ve nüfuz alanları “hususî”liğe evrilmiştir...

“Ümmet-i Muhammedîyi sahil-i selamete”1 çıkarma ve dünyaya “Sulh-u umumî”yi taşıma misyonuyla yola çıkan bir hareketin, önceleri “particilik”, sonraları ise “millîlik” marazıyla kendi içine evrilmesi; kendisiyle kavgalı bir sürece girmesi, hazin bir durumdur. Sivrilmiş fertlerin “şahsî ihtiraslar”ı, ehliyetsiz ve liyakatsız kişilerin “suiistimallikler”i bir tarafa, particilik ve millilîğin zararı, zararlar üstü bir zarar olmuştur.

Said-i Nursî dönemiyle kıyaslandığında, hareketin, “varlık sebebi”nden, “fıtrî” ve “orijinal” özünden bir hayli uzaklaştığını, hatta kopma noktasına geldiğini görmek mümkündür. İrili-ufaklı bir çok sebebi olan bu durumun, mutlaka mercek altına alınması gerekir. Bir önceki yazıdan kopmamak adına, biz, bu sebeplerden, “Demokrat Parti yandaşlığı” üzerinden Nurculuğa bulaştırılan “particilik” konusuna devam edeceğiz.

Yukarıda da arzettim, “Nur Hareketi-particilik” ilişkisinden bahsedildiğinde, metne dayalı tek referans “Emirdağ Lahikası’nın 2. Cildi”dir. Zira, Nursî’nin diğer eserlerinde, -bir cümle dahi olsun- bu tezi destekleyen bir ifade bulamazsınız. Buna, bütün okuyanlar şahittir. O, Abdülhamid ve İttihad-Terakki iktidarlarındaki güncel siyaseti, particiliği nasıl değerlendirmişse, Cumhuriyet döneminde de aynısını yapmıştır. Hatta, -kendisinin ifadesiyle- ilk dönemde, bir parça siyasetle meşgul olmuş, kimi cemiyetlere de girmiştir; ancak bu, “particilik” şeklinden daha çok, “siyasal perspektif” sunma şeklindedir; yani, cemiyetlere İslâm’ın “evrensel” siyasetini telkin ve onları irşat şeklindeydi. Nihayet, tüm çabalarına karşın, muvaffak olamadığını gördüğünde de, onlardan ayrılmış; inandığı yola devam etmiştir. Nursî, İttihadçıların iktidar günlerinde, “particiliğin” dışlayıcı, ötekileştirici ve ayrıştırıcı karakterini örnekleyen aşağıdaki müşahedesini, bir ömür boyu unutmamış; parti fanatizminin çirkin ve korkunç yüzünü anlatırken, hep bu örneği vermiştir:  

"Bir zaman, bu garazkârane tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki: Mütedeyyin bir ehl-i ilim, fikr-i siyasîsine muhalif bir âlim-i sâlihi, tekfir derecesinde tezyif etti. Ve kendi fikrinde olan bir münafığı, hürmetkârane medhetti. İşte siyasetin bu fena neticelerinden ürktüm, ‘Euzû billahi mineşşeytani ve’s-siyaseti’ (Yani, şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah’a sığınırım) dedim, o zamandan beri hayat-ı siyasîyeden çekildim."2 Evet, öyle bir çekilme ki, tam bir ömür sürmüştür. (Yanlış anlaşılmasın; Nursî’nin “şer” ve “şeytanî” telakki ettiği siyaset, “tarafgirlik” anlamındaki siyasettir, yani siyasetçilik ve particiliktir; yoksa yönetme, yürütme ve düzenleme sanatıyla ilgili olanı değildir.)

Gerçekten o, bir ömür boyu bu çizgisinde sebat etmiş, asla sapmamıştır, şaşmamıştır, Farkında olsunlar, olmasınlar; onu, “Demokrat Parti”yle ilişkilendirenler, onu “sapmışlık”la, “şaşırmışlık”la ittiham etmekteler. Moda deyimiyle, “oportünist” ve “konjoktürün adamı” olmakla suçlamaktadırlar. Bu ise, -tanıyanlarca- ona yapılmış en büyük bir iftiradır. En yakıcı ve yıkıcı olanı ise, bu iftiranın, “Nurculuk” kisvesinde yapılmış olmasıdır. Emirdağ Lahikası, c. 2’de yapılanlar bu cinstendir. Tamamen “özel”, “kişisel” ve “tarafgirane” kanaatlerin paylaşıldığı, tartışıldığı mektup ve mevkuteler apar-topar kitaba boca edilerek, Nursî’nin ve onun şahsında Nur Hareketi’nin “dünya görüşü” saptırılmıştır. Nursî’ye, adeta Demirel’in meşhur sloganı olan “Dün dündür, bu gün bugündür” sözü söylettirilmiştir. Yapılanların yanlış ve gerçeklikten uzak olduğu açık ise de, bizzat Nursî’nin görüşleriyle ortaya koymakta fayda vardır. Zira, Said-i Nursî’nin Demokrat Parti’yle ilişkisi hala kör bir düğüm olarak durmakta; çözülmeyi beklemektedir.

Bu yazıyı yazmadan, Emirdağ Lahikası, c. 2’yi yeniden, ama altını çizerek ve not tutarak okudum. Okurken, Eski ve Yeni Said’in tüm eserlerini (risaleler, makaleler, nutuklar, müdafaalar, lahikaları) göz önüne aldım. Buna Emirdağ Lahikası, c. 1 de dahildir. Sizi temin ederim ki, Nursî’nin, “ilave” mektupları destekleyen, onlara onay veren tek bir cümlesi yoktur. “Vardır” “diyenleri ispata çağırıyorum. Tersine, ilave mektuplardaki “tarafgirlik” ve onun diğer adı olan “particilik”in aleyhinde yüzlerce cümlesi vardır. O, ilk dönem eserlerinde, siyasetçiliği, “İspanyol hastalığı”3 ve “Fikirler aleminde bir şeytan”4 olarak niteler. Yeni Said döneminde de, aynıdır; siyasetçiliği aynı menfi sıfatlarla anar. Dolayısıyla, particiliğe, “dönemsel” olarak değil, “ilkesel” olarak bakmıştır; bu hususta birbirine “zıt” ve “tenakuzlu” kişilikler sergilememiştir.

Ancak, kitaba “ilave” edilen mektupların tamamında “siyasetçilik/particilik” yapılmıştır; Nur Hareketi, Demokrat Parti’ye “payanda” olarak gösterilmiştir. Halbuki, ilk yazıda da belirttiğim üzere, Said-i Nursî’nin, Demokrat Parti iktidarında sarfettiği çok net bir ifadesi vardır; tekrarlayalım: “Eskisi (Halk Partisi) evhamından, yenisi (Demokrat Parti) de 'bize yardım etmiyor' diye ona(yani bana) çok sıkıntı verdikleri..."5 Onun karar ve kanaati bu iken, “Halk Partisi karşıtlığı, Demokrat Parti yandaşlığı” temelinde kurgulanmış olan bu “ilave” mektuplara ne demeli? İddiamız havada kalmasın diye, ilave mektuplardan bazı örnekler sunacağım; lakin, “tahkik” yerine “taklit” ve “tenkid”i, “dava” yerine “abiciliği” ön plana çıkaranlara da bir kaynak sunmak istiyorum; ta ki kuru iddialarla, yersiz yakıştırmalarla suizana girmesinler. Kaynağımız, bir video...

Tarih, 3 Temmuz 2011. Yer, Çanakkale’nin Gelibolu ilçesi. Mekân, Ilgar Tatil Sitesi. Münasebet, mevlid programı. Şahıslar, merhumlardan Said Özdemir, Ahmet Aytimur, Abdullah Yeğin, Salih Özcan ve el ân hayatta olan Hüsnü Bayram... Üstad’ı görmüş, ziyaret etmiş kimseler. Tartışıyorlar... (Konumuzla alakalı olarak, can alıcı birkaç cümlelerini naklediyorum; detaylarını, linkini vereceğim videoya bırakıyorum).

Tartışmanın en başında, Said Özdemir şöyle diyor: “Üstad zamanında basılan eserler elimizde; Üstad’dan sonra maalessef bazı eserlerde bazı mektuplar ‘çıkarıldı’; bazı mektuplar ‘ilave’ edildi.” Tartışmanın bir yerinde ise, Özdemir, “Bir abimiz, ‘Ha bu mektup da girsin, bu mektup da girsin!’ diye Emirdağ Lahikası’na bazı mektupları ilave etsin suretinde...” demektedir. Bayram, Said Özdemir’e dönerek: “Emirdağ Lahikası’nı, Üstad, ‘neşrolsun’ diye Ahmet Aytimur’a gönderecekti. Zübeyir Abi, size gönderdi... Siz de bastınız...” demektedir. Ve ‘ilave’ tezimizi teyid eden son bir iktibas: Aytimur, Özdemir’e soruyor: “(Emirdağ Lahikasını bastığınızda) Üstad hayatta mıydı?” Özdemir: “Yok, hayatta değildi...” diyor. Özdemir, Aytimur’a dönerek, “Sonra sizin bastığınız nüshaya Sungur Abi 19 mektup ilave etmiştir.O mektup(ları), Üstad koymamıştır. O zaman siyasî bir şey vardı.” demektedir.6

Evet, merhum Said Özdemir “19” kaydını koysa da; ben “29” diyorum. Çünkü, 1- Üstad’ın derleyip “neşrolsun” diye Zübeyir Gündüzalp’le Ahmet Aytümur’a gönderttiği Emirdağ Lahikası’nı, Gündüzalp, -talimata mugayir olarak- başka bir adrese, Özdemir’e gönderiyor. 2- Emirdağ Lahikası’ndan “çıkarma” ve ona “ilave”ler yapılmıştır. İlavenin mimarı, -Özdemir’in beyanına göre malumdur; Mustafa Sungur’dur. Peki, ya “çıkarma” işini kimler yapmıştır? Ferasetinize bırakıyorum. 3- Özdemir’in kendi beyanıyla, Emirdağ Lahikası basıldığında, Üstad “hayatta değil”dir. 4- Ve çok açıktır; “19 mektup ilave” edilmiştir...

Şüphesiz; böyle bir sadakatsizliği, böyle bir vefasızlığı irtikâp edenler, “19” ilaveyle asla iktifa etmezler. Daha nice “ilave”ler, daha nice “çıkarma”lar... “Tahrifat”la ilgili yazılarım, bu teşebbüslere delildir.

Düşünün, bütün ömrünü sürgün, hapis, çile ve işkenceyle geçirmiş bir zat, yakınında duranlara, -itimaden- “gaye-i hayatı” ve “sermaye-i ömrü” olan “Nur Külliyatı”nı teslim(emanet) ediyor; ancak emanetçiler, bu emaneti “miras” gibi görüyor; keyfemayeşa tasarrufta bulunuyorlar. Biri, “siyasî emellerle” 19 mektup ilave ederken, bir diğeri “ırkî temayüllerle” bir şeyler çıkarıyor ya da değiştirmeye gidiyor. Daha bir başkası ise, Nursî’ye “şecere” uyduruyor; zihinleri idlale çalışıyor. “Nursî” ve “Nur Külliyatı” bu kadar da mı sahipsiz kalacaktı?!  “Sahipsizlik” ortada... Hem de, “Neşriyat”tan sorumlu “birinci ağız”ların kendi itiraflarıyla... 

İlave olarak şunu da belirtmeliyim: Videoda, Said Özdemir’in, “Neşriyatlar birbirini tutmuyor... Üstad hayatta iken, olanları(Külliyatı) esas tutalım!” çağrısı vardır. 2011’deki bu çağrıya, aradan geçen 9 yıla rağmen, cevap verilmiş değildir. Ne diyelim? Herkes hesabını Allah’a verecek; biz işimize bakalım.

“Particilik” saikiyle Emirdağ Lahikası, c. 2’ye sokuşturulan “propaganda” mektupları, o günden bu güne Nurcularda ciddi kırılmalara, ciddi savrulmalara neden olmuştur. Düşünüyorum da, o günden bu güne kimlerin peşine takılıp taktırmadılar ki?! Fasık, facir, mason, zalim ve daha nicesi... Bir taraftan “Bütün dünya siyasetini, dinin(İslâm’ın) bir hakikatine feda eden”7 bir Bediüzzaman, öte taraftan siyaset ve siyasetçilerin kuyruğuna takılan “mirasyedi” Nurcular!... İlave mektuplar üzerinden, Nur Hareketini “Demokrat Parti”nin yedeğine aldıranlar, aldırmaya çalışanlar, bu gün “Demokrat misyonudur” deyu bir başkasının “arka bahçe”si yapmışlardır; yapmaktadırlar.

Emirdağ Lahikası, c. 2’de, Üstad’ın meslek, meşrep ve mefkûresine ters düşen ve “ilavedirler” kaydını düşürdüğüm mektuplardan bazı örnekler: (İsteyenler, verdiğim örneklerden hareketle -tarama yaparak- mektuplara ulaşabilirler)

1- Sayfa, 507-508’de, “Emirdağ Nur Talebeleri namına Mehmed, İbrahim, Ziya” imzasıyla neşredilmiş mektupta, Halk Partisi’nin Nursî’ye reva gördüğü haksız-hukuksuz muameleleri anlatırken, satırlar arasında, “Üstad’ımız, manen ve maddeten Demokrat Partiye yardım için talebelerini hafifçe teşvik etmiştir” demektedirler. Böylece, bir partiye olan “muhalefet” temelinde, bir başka partiye “tarafgir” olmaya dair yeşil ışık yakılmaktadır. Bu çağrı, “hafifçe” kelimesiyle hafifletilmek istenilse de, Nursî’ye nisbetle güçlü kılınmaktadır. Halbuki, yukarıda belirtildiği üzere, Üstad, “(Demokrat Parti’ye) destek olmadığım için bana sıkıntı veriyorlar” demektedir. Dolayısıyla, çelişki açıktır. (Not: Bu mektup, önce Sebilürreşad dergisinde yayınlanmıştır; Emirdağ Lahikası, c. 2’ye ilavesi sonradır.) Söz Sebilürreşad’da açılmışken, Üstad’dan aktarılan şu notu da iliştirelim: “Sebilürreşad, Doğu gibi mücahidler(le)... dostuz ve kardeşiz, fakat siyaset noktasında değil. Çünkü iman dersi için gelenlere tarafgirlik nazarıyla bakılmaz. Dost-düşman ferketmez. Halbuki siyaset tarafgirliği, bu manayı zedeler, ihlas kırılır.”8

2- Nursî’ye nisbetle, sarfedilen, “(Komünistlik ve ifsat cereyanına muhalif olmasından), biz, Demokratları iktidar yerinde muhafaza etmeye Kur’an menfaatine kendimizi mecbur biliyoruz.”9 ifadesiyle, yine onun adı kullanılarak, “ilave” edilmiş bir “siyasetçilik” örneğidir. Bir partiyi iktidarda tutmayı “mecburiyet” bilmek, açık bir “tarafgirlik”tir; hatta “mecburiyet” kaydıyla fanatikliktir; particilikte körelmektir. Tabii, otomatikmen diğerlerini “ötekileştirmek”tir. Bu ise, Üstad’ın hizmet tarzına ve dünya görüşüne yüzde yüz aykırıdır. Çünkü “iman hizmeti” umuma bakar, kuşatıcı ve kucaklayıcıdır; -iktidarda olsun, muhalefette olsun- müşterileri, muhtaçları vardır. Bir tarafa taraftar olmak ya da eğilim göstermek, ötekileri -dışlamasanız bile- karşınıza almaktır.

Aynı tahrifatı, -yine Nursî’ye nisbetle- şu ifadelerde okuyoruz: “Hayat-ı içtimaiye ve vatanımıza dehşetli bir tehlike teşkil eden bu partinin(Halk Partisi) iktidara gelmemesi için, Demokrat Parti’yi, Kur’an ve vatan ve İslâmiyet namına muhafazaya çalışıyorum.”11 Söze “kutsallık” katmak için kullanılan argümanlara bakın! “Kur’an”, “vatan”, İslâmiyet”... Aynısını, şimdi de başkaları yapmıyor mu?

Halbuki, Said-i Nursî, “Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez”12 ayetini tefsir ederken, “suçun şahsîliği” ilkesini esas alır, bir “parti” de olsa “suça ortak” edilemeyeceğini söyler.13 Bu bağlamda, Halk Partisi’nin işlediği suç ve cinayetleri, “yüzde beş”lik bir kesime verir.14  Yüzde beşlik bir komitenin suç ve cinayetlerini -toptancı bir anlayışla- bir partinin umum müntesiplerine yüklemek, yukarıdaki ayetin açık hükmüne aykırıdır; Nursî’yi bu aykırılıkla anmak ve teşhir etmek, “Nursî” ye de, “Nurlara” da, “Nur Hareketi”ne de kötülüktür; onlara düşman yetiştirmektir.

Uzatmamak için, kalan maddelerle birlikte, Üstad’ın Demokrat Parti’den taleplerinin neler olduğu, bu taleplerinin ne seviyede karşılık bulduğu ve -yukarıda geçtiği üzere- adı geçen partinin kendisine verdiği “sıkıntılar”ın neler olduklarını üçüncü yazıya bırakıyorum.

(Devam edecek)


1 Lem’alar, s. 235
2 Mektubat, s. 361; İçtimaî Dersler, s. 54; Emirdağ Lahikası, s. 424
3 İçtimaî Dersler, s. 220, 265, 414
4 İçtimaî Dersler, s. 412
5 Şualar(Tenvir), s. 72; Şualar(Envar), s. 374)
6 https://drive.google.com/uc?id=1VqbZewybMcAWzg9ZKF66HPcAKXLgigL8&export=download
7 Emirdağ Lahikası, s. 487
8 Emirdağ Lahikası, s. 495
9 Emirdağ Lahikası, s. 440
10 Emirdağ Lahikası, s. 529
11 Emirdağ Lahikası, s. 529
12 Fatır Suresi, a. 18
13 bkz. Emirdağ Lahikası, s. 359
14 Emirdağ Lahikası, s. 477

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.