27 Şubat 2020
  • İstanbul18°C
  • Diyarbakır13°C
  • Ankara10°C
  • İzmir17°C
  • Berlin4°C

MOSKOVA’DA 2 MASA

Hediye Levent

16 Ocak 2020 Perşembe 11:55

Moskova’da 1 hafta içinde 2 masa kuruldu.

Birinde Türkiye’nin 2011’den beri önce yıkılması için aktif çaba gösterdiği, yıkılmayınca da muhatap almamaya karar verdiği Suriye heyeti vardı.

İkinci masada ise, daha 1 hafta öncesine kadar ‘terörist’ gibi ithamlarla tanımlanan Libya Ulusal Ordusu Komutanı Hafter oturuyordu.

Masayı kuran Rusya.

Türkiye’ye göre, masayı kurduran Türkiye…

Masa kurdurmaktan efsanevi zaferler devşirme hevesi aşikar ancak bir de masanın nasıl kurulduğuna ve sonrasına bakmak lazım. Geriye zafer görünümlü hezimetlerden başka bir şey kalmıyor.

Türkiye’nin elinde iki tarafı keskin kılıç. 2011’den beri Rusya’dan Suriye’ye, Yunanistan’dan Almanya’ya kadar gözdağı verilmedik taraf kalmadı. Kılıcın her seferinde dönüp Türkiye’yi kesip sakatladığı aşikar ancak muktedirlerin kılıçtan da, diplomasi koridorlarını bağıra çağıra gürültüye boğmaktan vazgeçmeye niyeti yok gibi görünüyor.

Dönelim Moskova’ya…

Moskova’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın başkanlığında bir heyetle Suriye eski istihbaratçı/yeni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Memluk’un başkanlığındaki Suriye heyetinin görüştüğü duyuruldu. Duyuran taraf Suriye… Türkiye, Suriye ve Rusya üçlü görüşme yapmış. Görüşmede Suriye tarafı Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı göstermesini, İdlip’e dair Soçi anlaşmasındaki yükümlülüklerini yerine getirmesini, Suriye topraklarındaki askeri varlığını çekmesini istemiş.

Toplantıya dair açıklamayı Suriye tarafı yaptığı için Türk tarafının ne istediğini veya söylediğini bilmiyoruz.

İki ülke istihbarat heyetlerinin daha önce birkaç kez görüştüğü biliniyor. Ancak şimdiye kadar bu görüşmelere ilişkin iki ülkeden de ne yalanlama ne de teyid geldi.

Ancak son görüşme önemli. Çünkü Moskova’da yapıldı, Rusya hem tarafları bir araya getiren arabulucu hem de görüşmeye üçüncü taraf olarak katılan ülke pozisyonundaydı. Ayrıca, İdlip ve Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığı konusunda Moskova ve Şam aynı görüşte.

Görüşmenin Suriye tarafından duyurulmasından Rusya’nın haberdar olmaması mümkün değil.

Türkiye’den Suriye yönetimine ilişkin sert açıklamalar sürebilir ancak artık Türkiye’nin 2011’den beri yok saydığı, düşman gördüğü Şam yönetimini muhatap aldığı bir dönemin başladığı söylenebilir. Muhtemelen iki taraf arasındaki ilişkiler istihbarat ve güvenlik heyetleri üzerinden sürer. Zaten İdlip sorununa ek olarak Türkiye’nin askeri varlığını çekmesi ve desteklediği ÖSO’nun bekası gibi çok çekişmeli müzakereler gerektirecek dosyaların çözülmesi gerekiyor.

Tabi bu arada Türkiye’nin de bu dosyalara ilişkin ne yapacağına karar vermesi veya en azından tartışmaya başlaması için zaman daralıyor.

Bu arada Türk ve Suriye heyetlerinin Moskova’daki görüşmesinden hemen önce Putin’in Şam’a gittiğini ve Emevi Cami’sini ziyaret dahil direkt mesajlar verdiğini hatırlamak iyi olur. Suriye konusunda Rusya’nın pozisyonunun değişmediği, bundan sonra değişmeyeceği kesin. Bu duruş pek Türkiye’nin lehine değil.

Moskova’daki ikinci masada Hafter vardı.

Türkiye, Akdeniz’deki çıkarlarını korumak söylemi ile başlayıp Libya’daki taraflardan birini terörist ilan etmeye uzanan bir süreci hızla ve çok kısa sürede tamamladı.

Bugün Libya meselesine dahil olan Suudi Arabistan ve Mısır gibi bölge ülkelerinin ve ABD-Rusya-AB ülkeleri gibi tarafların ajandaları büyük ölçüde belirgin. Mesela Mısır, sınır komşusu Libya’daki El Kaide uzantılı örgütleri kendisine ve Akdeniz’deki çıkarlarına tehdit sayıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler yine radikal örgütler, bölgedeki ve Akdeniz’deki çıkarları üzerinden söylemlerle öne çıkıyor.

Velhasıl Libya’dan ve bölge ülkelerinden göz ardı edilmeyecek bir desteği olan Hafter’in Libya içindeki mücadelesi Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne karşıydı. Ancak Türkiye’nin Akdeniz’deki çıkarlarını korumak için giriştiği hamleler Hafter’i UMH’ye değil Türkiye’ye ve ‘Osmanlıcı heveslere’ karşı savaşan komutan pozisyonuna oturttu.

Bu arada, Türkiye’nin bölge ülkelerine yönelik hamlelerinde Osmanlı vurguları iç kamuoyunun gururunu okşayabilir ancak bölgede tam tersi etki yaratıyor. Libya’da da benzer bir reaksiyona sebep verdi bu söylemler. Libya içinde tarafsız olan bazı aşiretler Hafter saflarına geçerken Mısır başta olmak üzere bölgedeki bazı ülkeler yine “Türkiye’nin Osmanlıyı geri getirme politikası” söylemlerini öne çıkarıyor.

Sonuç olarak Türkiye’nin asker gönderme kararı ve zaten tezkere çıkmadan silahlı grupları ve askeri yardımları göndermeye başlaması Libya’da dikkatli hareket eden Rusya’nın önünü açtı. Rusya, Suriye’deki ayaklanma üzerinden bölgeye giriş yaptığından beri kriz süreçlerinde aktif rol alıyor ancak keskin çıkışlar yapmamaya, taraflardan birinin safını tutmamaya ve mümkün olduğunca manevra alanlarını geniş tutmaya dikkat ediyor.

Libya’da da benzer duruşunu koruyan Rusya, Türkiye’nin çabaları ile bir ateşkes sürecine öncülük etti. Hafter tarafı önce bu ateşkesi reddetti. Üstelik ateşkesin kabul edilmediğini duyuran metin Rusya’ya ve Putin’e hitaben yazılmış ve metinde Türkiye’nin adına yer verilmemişti.

Tabi Türkiye askeri açıdan çok zayıf durumda olan, siyasi açıdan meşruiyetine dair tartışmaların sürdüğü UMH’nin ve başındaki isim olan Serrac ile disiplinli ve güçlü bir ordunun başında olan, siyasi açıdan desteğini giderek artıran Hafter’i aynı masaya oturtmak için girişimlerini sürdürdü. Bu süreçte Hafter, ‘pazarlık yapılması imkansız teröristten aynı masaya oturulan taraf’a dönüştü.

Ancak görüşmeler istendiği gibi gitmedi. Hafter, ateşkes anlaşmasını imzalamadığı gibi açıklama yapmadan Moskova’yı terk etti. Üstünden 1 gün geçmeden Hafter güçlerinin Trablus’a saldırıya geçmeye hazırlandığı haberleri gelmeye başladı.

Velhasıl Moskova’da taraflardan birinin Türkiye olduğu 2 masa kuruldu. Masaların birinin üstünde sayısını İdliplilerin bile unuttuğu ve başarısızlıkla sonuçlanmış bir ateşkes girişimi daha vardı. Ölü doğdu. Ateşkesin başladığına dair haberlerle bozulduğuna dair bilgiler eş zamanlı gelmeye başladı.

İkincisinde, Türkiye’nin haklı söylemlerle dahil olduğu ancak saldırgan üslup ve hamlerle tansiyonu tırmandırdığı Libya’da ateşkes girişimi konuşuldu. Libya’daki ateşkes doğmadan öldü.

Türkiye’nin bölgedeki her krizde kapısını çaldığı Rusya. Moskova’da kurulan son 2 masada da Türkiye’nin yanında değil karşısında oturdu.

Diğer taraftan, iflas etmiş dış politika, saldırgan söylemlere esir hamleler, kendini tamamen yalnızlaştırmış olması Türkiye’yi Rusya’ya bağımlı hale getiriyor. Bu da başka yazının konusu olsun.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.