16 Nisan 2024
  • İstanbul14°C
  • Diyarbakır11°C
  • Ankara10°C
  • İzmir16°C
  • Berlin6°C

GELECEĞİN ÖNÜNDEKİ ENGEL: GEÇMİŞ!

Ersin Tek

29 Haziran 2023 Perşembe 12:21

Etrafımızdaki insanlar eski günlerden bahsederken, en aşina olduğumuz cümlelerden bazıları: “Eskiden ne güzeldi!”, “Her şeyin tadı başkaydı.”, “Hiçbir şeyin tadı kalmadı.”, “Biz böyle değildik.”, vs… Birçoğumuz aile ortamında, iş yerinde, sosyal medyada, TV programlarında ve birçok değişik sosyal ortamda farklı insanlardan buna benzer sözler işitiriz. Bunlar sosyal veya kişisel deneyimlerin sonucu olarak ortaya çıkan sözler olabilir. 

‘Geçmiş’ genellikle günlük düşüncelerimizin ve konuşmalarımızın büyük bir bölümünü kaplar. Geçmiş her gündeme geldiğinde dikkatimiz dağılır ve zihnimiz geçmiş yaşantılar arasında yolculuğa çıkmak zorunda kalır. Bu esnada zihnimiz yorgun ve endişeli, vücudumuz gerginlikle dolu olur. Karşı karşıya kaldığımız bu duruma kendimizi kaptırmak, teslim olmak zorunda kalırız çoğunlukla. Belki de buna ihtiyaç duyarız ya da güçlü tekrarlar yüzünden geçmişe doğru sürüklenmek ve geçmişimizin bugünden daha iyi olduğunu düşünmek durumunda kalırız. Belli bir süre sonra kısır bir döngüye (travmatik yaşam deneyimine) dönüşür ve yeryüzündeki kısa yaşamımız boyunca kendini tekrarlar durur bu durum. Anılar döngüsü içerisinde yalpalamak ve keşkeler ile yaşamak içerisinde bulunduğumuz durumu daha da alevlendirmekten öte bir işe yaramaz.

Birçoğumuz için çocukluk ve ergenliğin acısı bile tatlı bir deneyim olarak zihnimize kaydedilir. Belki bu yüzden olacak geçmişe dair sadece güzel anılarımız zihnimizi işgal eder ve durmadan o tatlı günleri hatırlar ve dile getiririz. Bu sendrom büyük ve küçük fark etmiyor. Otuz yaşında çocukluğunu, kırk yaşında yirmili yaşlarının tatlı günlerini özler ve hatta kıskanır insan. Geçmişe duyulan özlem ve pişmanlık duyma döngüsü kendini tekrar etmeye devam eder böylece. Ancak bu kısır döngünün çeşitli girişim ve öğelerle durdurulması gerekir. Çünkü bu travmatik deneyim düşüncelerimizi derinden etkileyebilir, hayatımızı (kaderimizi) istenmedik yönde ve şekilde değiştirmeye yol açabilir.

Çoğunlukla da böyle olur.

Sürekli olarak geçmiş ile bugünü karşılaştırmak veya hatırlayıp durmak ne kadar masum ve olağan görülse de unutmamak gerekir ki geçmişle yaşamak -geçmişte yaşamak- gelecek (mükemmellik) yolunda ilerlemeye engeldir. Durum böyle olunca geçmişteki yaşamın ve şartların çok daha iyi olduğunu yinelemek, günümüzde daha iyinin ve başarının mümkün olmadığı gibi bir kabulün doğmasına sebebiyet verecektir. Yaşam içerisinde verdiğimiz tepkilerin ve yaptığımız seçimlerin çoğunun geçmiş deneyimlerimizin sonuçlarından etkilendiği ve bunların bir ürünü olabileceği gerçeği ortadadır. Öte yandan geçmiş deneyimlerimiz bugünümüze ve geleceğimize ışık tutabilir ve olumlu katkı sunabilir. Bu durumda: “Geçmişin bugünümüz, düşüncemiz ve geleceğimiz üzerindeki etkisi ve yeri nedir ve ona karşı tavrımız neden önemlidir?” diye düşünmemiz gerekmektedir.

Ortadoğu insanı çoğunlukla nostaljiktir.

Nostalji kelimesi ilk olarak bir tür hastalığı tanımlamak için türetilmiştir; geçmişteki şeylere, insanlara ve durumlara karşı duyduğumuz mutlulukla birlikte hüzünle karışık bir duygudur. Doğduğumuz evi, çocukluğumuzun geçtiği şehri, mahalleyi ya da ilkokulumuzu ziyaret ettiğimizde neşe ve hüzünle karışık garip bir duyguya kapılırız. Bir anlamda iyi bir şeydir bu, tarihsel hafızamızın hâlâ canlı olduğunu ortaya koyan bir durumdur. Ancak geçmişi hatırlamaya kendini kaptırıp ‘şimdi’sini kaybeden ve sürekli geleceğin fırsatlarını kaçıran insanlar çoğunluktadır maalesef. Bu insanların en bariz özelliği hayal ettikleri veya hedefledikleri şeyi başaramamaktır.

Geçmişi sürekli öven insanlar mevcut durumda hayal kırıklığına uğramaktan kendilerini kurtaramazlar. Çünkü başaramadıkları hayaller ve uyum sağlayamadıkları koşullar nedeniyle her zaman için eleştirel bir bakış açısına ve tutuma sahip olmak durumunda kalırlar. Böylece bu insanların zamanla gündelik gerçeklikten koptuklarına, güncel sorunlarla başa çıkma yeteneklerini kaybettiklerine ve bu insanların geçmişe sığınma reflekslerinin kişisel ve sosyal yaşamları üzerinde yıkıcı etkiler bıraktığına şahitlik ederiz. 

Geçmişi ve geleceği şimdinin içinde deneyimlememiz mümkün görünmemektedir. Ancak şimdinin önümüze çıkarabileceği rahatsızlıklar ve istikrarsızlıklarla başa çıkma beceri ve yeteneklerimizi artırabilmemiz mümkündür. Bunun için de geçmiş ile şimdiyi karşılaştırmaktan vazgeçmek ve mevcut durumu kendimiz için olumlu ve tatmin edici bir yaşam şekline dönüştürme yoluna gitmeliyiz. Bu uğurda beklentilerimizi ve hırslarımızı yönetmeyi öğrenmemiz bir zorunluluk arz etmektedir. Anlamamız ya da kabul etmemiz gereken şey ise yaptığımız her şey şimdiye kadar yaptığımız en iyi şey olmayabilir. Aynı şekilde şimdiye taşıdığımız yaşantıların mükemmel olmayabileceği ve bunların içerisinde canımızı sıkan durumların olabileceği gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekebilir. Bu noktada yeni bir sarsıntı sürecine hazırlıklı olmamız da icap etmektedir.

Sözün özü: Geçmişe ve geleceğe aynı anda bakabilen, yaptığı her işin kalitesine ve yaşadığı her anın hakikatine odaklanabilen bireyler olmayı başarabilirsek eğer, içine düştüğümüz bu kısır döngüden kurtulabiliriz.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.