26 Nisan 2019
  • İstanbul10°C
  • Diyarbakır4°C
  • Ankara9°C
  • İzmir18°C
  • Berlin15°C

ERDOĞAN’IN ARKADAŞINI MOSSAD MI ÖLDÜRDÜ?

Rahmetullah Karakaya

27 Mart 2019 Çarşamba 18:11

TRT’de, 2017’de yayınlanan “Büyük Doğu’nun Atlıları” adlı programda, 1969’da bir müessif olayda hayatını kaybeden MTTB Orta Öğrenim Komitesi Başkanı Mustafa Bilgi olayı, “Erdoğan’nın arkadaşını MOSSAD öldürdü” şeklinde sunuldu.

Haberi gazetede okuyunca, olayın birinci derece tanıklarından sayılabilecek bir kişi olarak, şaşırdım.

Devletin televizyonunda, bir imam-hatipli öğrencinin adli vaka niteliğindeki ölümü, hangi belge ve bilgiye göre uluslararası bir istihbarat savaşına malzeme yapılıyor!

Dikkat çekmek için makyaj yapılmış ama ölçü, kontrol edilemeyecek hale getirilmiş.

Mübalağanın zirvesine tüy dikilmiş adeta…

En iyisi sözü fazla uzatmadan, o yıllara dönük olaylara bir göz atmak.

SANCILI 68 KUŞAĞI

1968’de Sarıyer Lisesi ikinci sınıfta okuyordum.

Üniversite gençliği arasında başgösteren sağ-sol ayrımı ve ona dayanan eylemler, liselere de yayılmaya başlamıştı,

Dev- Genç’in (Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu) liselerde Dev- Lis (Devrimci Lisesiler), MTTB’nin (Milli Türk Talebe Birliği) de MTTB Orta Öğrenim Komitesi adlı oluşumları faaliyetteydi.

Dev-Genç’te Marksist Leninist, MTTB’de ise Milliyetçi-Mukadesatcı görüş hakimdi.

Dev-Genç’in Başkanı eski HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, MTTB’nin Başkanı ise eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman’dı…

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Osman Yumak ve Hüseyin Coşkun da, MTTB’nin diğer üst yöteticileriydiler.

Osman Yumak, sonradan Refah Partisi ve çizgisindeki partilerde milletvekilliği yaptı.

MTTB’nin bir diğer faal yetkilisi de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği Başkanı olan Prof. Dr. Erman Tuncer’di.

MTTB ORTA ÖĞRENİM KOMİTESİ

Mensubu olduğum MTTB Orta Öğrenim Komitesi’nın Başkanlığı’nı, İstanbul İmam-Hatip Lisesi öğrencisi Mustafa Bilgi yürütüyordu.

Yönetim Kurulu’nda bulunanları da şöyle hatırlıyorum:

Sami Şener: Sultanahmet Ticaret Lisesi. Sonra sosyoloji profesörü.

Ömer Göktuğ: Kabataş Erkek Lisesi. Halen Flash TV’nin sahibi.

Aziz Torun: İstanbul İmam Hatip Lisesi. Günümüzde Torunlar Halding’in Yönetim Kurulu Başkanı, Türkiye’nin ilk l00 zengini arasında,

Mahmut Aksoy: Pertevniyal Lisesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Genç yaşta vefat etti.

Ahmet Şişman: İstanbul İmam- Hatip Lisesi. Ensar Vakfı Başkanlığı yaptı. Genç yaşta vefat etti.

Ali İhsan Kamberoğlu: Haydarpaşa Motor Sanat Okulu. Şair. Malazgirt Zaferi’nin 900. Yıldönümü nedeniyle yapılan şiir yarışmasında ikinci oldu. Öğretmenlik yaptı, İletişim kuramadım.

Rahmetullah Karakaya: Sarıyer Lisesi. Gazeteci.

Zeytinburnu İhsan Mermerci Lisesi’nden de bir arkadaş vardı. Şu anda adını hatırlayamıyorum…

Yine o dönemde unutamadığım, günümüzde iki değerli öğretim üyesi olan Prof. Dr. Muhammed Nur Doğan ve Mecit Eş’tir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, güzel şiir okuması ve hitabeti ile dikkati çeken bir üyemizdi… İmam-Hatip Lisesi Orta Kısım ikinci veya üçüncü sınıf öğrencisiydi.

Karşılıklı tanışma hukukumuzun kökeni de, bu döneme dayanmaktadır.

SEDAT YENİGÜN

MTTB Orta Öğrenim Komitesi’nin koordinatörlüğünü, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencisi Sedat Yenigün yapıyordu.

Yaptığımız etkinliklerde, seminerlerde Sedat Yenigün, bilge kişiliğiyle, tecrübesiyle, örnek insanlığı ile baş danışmanımızdı.

Yazar Mehmet Ali Tekin ile Sarıyer Lisesi’ndan arkadaşım Hamza Türkmen’e ait iki makalede, Sedat Yenigün’ün MTTB Orta Öğrenim Komitesi Başkanı olarak yazıldığını okudum.

Ben, sürecin birinci derecede bir tanığı olarak, bu durumu hatırlamıyorum.

Çünkü Mustafa Bilgi’nin talihsiz bir kaza sonucu hayatını kaybetmesi üzerine, yerine yine İstanbul İmam-Hatip Lisesi’nden Şefik Aşıkoğlu, başkanlığa getirildi.

Hele Hamza Türkmen’in yazısında, Şefik Aşıkoğlu’nun adını, sanki yüz kızartıcı suç işlemiş gibi sadece baş harflerini yazarak vermesine de, bir anlam veremedim.

İkinci başkanın da imam hatipli olmasının nedeni, Orta Öğrenim Komitesi’nin ana gövdesini imam-hatiplilerin oluşturmasıydı.

Normal liselerden gelenler, istisna teşkil edecek kadar azdı o dönemde…

ERBAKAN POLİTİKADA

14 Ekim 1969’da, genel seçim vardı.

TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) Başkanlığı’ndan, Süleyman Demirel hükümeti tarafından zorla alınan Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve arkadaşları da, seçime bağımsız olarak katılıyordu.

Prof. Dr. Erbakan, Konya’dan, arkadaşları başta İstanbul olmak üzere değişik illerden hummalı bir faaliyet sürdürüyordu.

Erbakancıların İstanbul’daki seçim karargahı, Unkapanı Manifaturacılar Çarşısı’ndaydı.

Muhafazakar kesim Prof. Dr. Erbakan’a Adalet Partili hükümet tarafından yapılan yasadışı uygulamadan dolayı, son derece öfkeliydi.

Bu nedenle seçim karargahı MTTB’li kaynıyordu.

Ben de sonradan MNP (Milli Nizam Partisi), MSP (Milli Selamet Partisi) ve RP (Refah Partisi) kurucusu olan eniştem Av. Ali Oğuz ile birkaç kez burayı ziyaret ettim.

Mustafa Bilgi’yi de, menfur olayın günü mü veya bir gün öncesi mi orada görmüştüm.

Mustafa Bilgi, Orta Öğrenim Komitesi’ndeki heyecanı ve atılganlığı ile burada da göze çarpıyordu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasete başlama tarihi de, bu dönemdir. Yani tabandan, tırnaklarıyla kazıyarak zirveye uzanan bu sürecin de yakın bir tanığıyım.

TÜRKEŞ ALEYHİNE BROŞÜR

27 Mayıs Darbesi’nin radyolardaki bildirisini okuyan tok sesli figürü Alparslan Türkeş de, seçime lideri olduğu CKMP (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, daha sonra Milliyetçi Hareket Partisi adını aldı) listesinden giriyordu.

İstanbul’da haftalık yayınlanan Nurculara ait “İttihad” gazetesi, Adalet Partisi’ni destekliyordu. Başazarlığını, Erzurumlu Mustafa Nezihi Polat yapıyordu.

Gazete, Adalet Partisi’ne destek için Türkeş aleyhine, ırkçı ve darbeci olduğu iddialarıyla yüklü bir broşür yayınladı.

Buna kızan CKMP’li gençler (o zaman daha Ülkücü ismi kullanılmıyordu), Cağaloğlu’ndaki gazete bürosunu basarak, tahrip ettiler.

1969 yılı, “Mukaddesatçılar” ile “Milliyetçiler”in MTTB bünyesinde ayrıştığı tarihtir aynı zamanda.

49 yıl sonra, 12 Mart 2018’de, iki zıt görüş arasındaki bu ayrışmanın, AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) ve MHP’nin (Milliyetçi Hareket Partisi) Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimde “İttifak” kararıyla, yenidan aynı mecrada yol almaya dönüştüğüne de tanık olduk.

Rizeli İsmail Kahraman’ın, genel başkanlığı Samsunlu Çerkez kökenli Burhanettin Kayhan’a devrettiği olağan genel kurulda sopaların, sandalyelerin havada uçuştuğu şiddetli bir kavga çıkmıştı.

Salonda seyirci olarak bulunduğum için, kavgaya katılmadım. Ama bazılarında tabanca olduğunu görünce, kafama dank etti.

Kendi kendime uyarıda bulundum:

“İşler sarpa sarıyor. Bir kurşun kazasına kurban gitmek işten değil. Aman dikkat…”

Sonuçta milliyetçilerin adayı Alaatin Koçak kaybetti, Nurcuların etkin olduğu mukaddesatçılar, MTTB’ye hakim oldu.

Mukaddesatçılar, “Mücahitler” lakabını kendilerine yakıştırırkın, milliyetçiler artık “Komandolar” olarak anılmaya başlanıyordu.

1969’da, MTTB’nin bugünkü Beylikdüzü’nün çekirdeğini oluşturan Gürpınar köyünde, 1970’te de Uludağ Kirazlıyayla’da düzenlediği kamplarda, bir hafta-l0 gün kadar ben de kalmıştım. Burada, dini ve genel kültür ağırlıklı eğitim veriliyordu.

BASKIN VE MİSİLLEME

İşte bu seçim propagandası amaçlı büroşür yüzünden, Mücahitler ile Komandolar, ikinçi kez karşı karşıya gelme tehlikesiyle başbaşa kalıyorlar.

Komandoların “İttihad”a yaptığı baskına cevap için, MTTB’li Mücahitler, hazırlık yapıyor. O dönem yeni yeni kullanılmaya başlayan molotof kokteyller hazırlanıyor. Bunlar Cağaloğlu’ndaki MTTB binasının Şerefefendi Sokak’a bakan zemindeki Spor Müdürlüğü Odası’na konuyor. Buranın komşu odası da bizin Orta Öğrenim Komitesi’ne aitti.

20 Eylül Cumartesi gününü pazara bağlayan gece, Mustafa Bilgi, yatmak için kaldığı yurda değil, MTTB’e gidiyor. Yatmadan önce silahını temizlemeye çalışıyor. İddiaya gore, silahı kazayla ateş alıyor. Komandolara baskında kullanılacak molotof kokteylleri de, bu nedenle patlıyor. Mustafa Bilgi, feci şekilde parçalanarak hayatını kaybediyor.

21 Eylül pazar sabahı radyodan haberi öğrenince, oturduğumuz Beykoz’dan hemen Cağaloğlu’na gittim.

Şerefefendi Sokak, MTTB Spor Odası’nın masa, sandalye, pencere pervazları ve kapı parçaları ile kaplanmıştı. Bu parçalar arasında Mustafa Bilgi’ye ait olduğu belli olanlar da göze çarpıyordu.

Kanımız donmuştu.

Liderlik vasfı olan, girişken, atılgan, babayiğit Mustafa Bilgi, artık yoktu…

Ertesi gün gazeteler, kendi meşreplerine göre haberi geniş şekilde verdi. MTTB’ye yakın gazeteler, imalı da olsa Komandaları suçlayan ifadeler kullandı.

Ama Mustafa Bilgi’nin en yakınında bulunanlar olarak, aramızdaki konuşmalarda, olayın talihsiz bir kaza olduğu kanaatı kabul görüyordu.

AİLESİNİ ZİYARET ETTİK

Mustafa Bilgi’nin cenazesi, muhteşem bir törenle Eyüp Sultan Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Bolu’nun Göynük ilçesi Ekinciler köyünde oturan aile fertleri de törene katıldı.

Olaydan kısa bir süre sonra, MTTB’den bir heyetle köyüne gittik. Mütevazi bir Anadolu köyünde, mütevvekkil bir anne ve babanın ellerini öptük.

Heyette rahmetli Sedat Yenigün, Sami Şener ve Ali İhsan Kamberoğlu’nun bulunduğunu hatırlıyorum.

Ateş düştüğü yeri yakar.

Binbir umut bağladıkları yiğit oğullarının yerine, kendimizi koyduk. Hiçbirimiz onun yerini dolduramazdık, onun yıktığı kalp sarayını onaramazdık.

Ekinciler köyünde kalbimizi bırakarak, ertesi gün İstanbul’a döndük.

Mustafa Bilgi için, kendisi de 5 Temmuz 1980’de şehit olan Sedat Yenigün, bir kitap yazdı. Adına şiir ve kompozisyon yarışmaları düzenlendi.

“MOSSAD ÖLDÜRDÜ” İDDİASI

20l7’de TRT’de yayınlanan, MTTB’nin anlatıldığı “Büyük Doğu’nun Atlıları” dizisinde, Mustafa Bilgi’nin MOSSAD tarafından öldürüldüğünün iddia edildiğini 13 Mayıs 2016 tarihli Milliyet ‘te okudum.

Dayanak olarak da, MTTB’den tanıdığım Adalet Partisi Gençlik Kolları Başkanı Tuncer Arabul’un açıklamaları gösteriliyordu.

Arabul’a güya bir büyükelçi dostu, Mustafa Bilgi’nin MOSSAD tarafından öldürüldüğünü, İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom’a dayanarak söylemiş.

68 yaşıma geldim. Onlarca anı okudum. Hiçbirinde bir büyükelçinin, bir ülkedeki cinayeti bu kadar sorumsuzca yüklendiğine tanık olmadım.

Yakın irtibatta olduğum dönemde, MTTB’de kan üzerine kurulu bir politikanın kabul gördüğüne de şahit olmadım.

Başkonsolos Elrom, THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi- Cephe) militanları tarafından, 17 Mayıs 1971’de kaçırıldı...

Ulaş Bardakçı, Hüseyin Cevahir, Mahir Çayan, Necmi Demir, Oktay Etiman ve Ziya Yılmaz’dan oluşan THKP-C’liler, başta Deniz Gezmiş olmak üzere tutuklu THKO (Türk Halk Kurtuluş Ordusu) mensuplarının serbest bırakılmasını istedi.

İstekleri yerine getirilmeyince de, Başkonsolos Efraim Elrom’u, 22 Mayıs 1971’de öldürdüler.

MTTB’LİNİN İNTİKAMINI THKP-C Mİ ALDI?

O zaman, Tuncer Arabul’un iddiasını doğru sayarsak, şöyle bir sonuç çıkmaz mı:

“MOSSAD, MTTB’li bir lise öğrencisini öldürüyor.

Bunun intikamını ise Marksist-Leninist görüşteki THKP-C alıyor…”

El insaf…

48 yıl önceki üzüntüm, bu kez ikiye katlandı. İnsanları, mezarlarında bile rahat bırakmıyoruz.

Haberin başlığı da tam günün gündemine uydurulmuş:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arkadaşını MOSSAD öldürdü.”

Yukarıda değindim. Tekrar edeyim:

Mustafa Bilgi de, ondan sonra başkan olan Şefik Aşıkoğu da, İstanbul İmam-Hatip Lisesi’nen Sayın Erdoğan’ın ağabeyleri…

Ancak bu talihsiz ölümle günümüzün popüler bir siyasetçisi arasında bağ kurmanın izahatını, kendime yapamadım.

TRT Belgesel’i aradım. Çıkan görevlilere, olayın gerçeğini anlatmaya çalıştım. Baktım kimsenin umurunda değil. En sonunda yapımcı firmanın telefonunu verdiler. Çıkan yetkili, senaryonun Gazeteci Fehmi Çalmuk’a ait olduğunu söyledi. Telefonumu bıraktım… Arayan olmadı.

Nisan 20l8’de Soner Yalçın’ın “Kayıp Sicil. Erdoğan’ın Çalınan Dosyası” adlı kitabında konuyla yeniden karşılaştım.

Bu arada Fehmi Çalmuk’un “Büyük Doğu’nun Atlıları” kitabının da yayınlandığını öğrendim.

Bu kez, Türkiye’de en geniş yazarlar ansiklopedisini hazırlayan arkadaşım, İhsan Işık vasıtasıyla genç meslektaşım Fehmi Çalmuk’a ulaştım.

Kitabını henüz alıp okuyamadığımı, ancak olayın birinci derecede bir tanığı olarak, gerçeğin ortaya çıkarılması gerektiğini hatırlattım.

Bu makaleyi de bu amaçla yazdım.

Çalmuk, gayet anlayışlı davrandı.

İkinci baskıda, görüşlerime de yer vereceğine söz verdi.

Çünkü olayları, tarihe gerçek haliyle yansıtmak, gazetecinin de baş görevidir…


Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. İlke Haber’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.