20 Mart 2019
  • İstanbul10°C
  • Diyarbakır1°C
  • Ankara6°C
  • İzmir13°C
  • Berlin3°C

DİLİMİZ VE ÜLKEMİZİN ADI HALA YASAKSA...

Mustafa Özçelik

06 Mart 2019 Çarşamba 14:15

Dilimiz ve ülkemizin adı hala yasaksa, biz Kürtlerin de kendimize soracağı bir şeyler mutlaka vardır

 Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan Kürdistan’dan bahs edenleri kast ederek, ‘’Bizim ülkemizde Kürdistan diye bir bölge yok. Kuzey Irak’ta Kürdistan diye bir bölge var, defolun oraya gidin’’ dedi.

2013 yılında TBMM’de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ‘’Osmanlı’ya baktığımız zaman, o güçlü Osmanlı’da mesela çok daha enteresan Lazistan eyaleti, Kürdistan eyaleti var’’ diyen; Başkan Sayın Mesud Barzani’yi Türkiye’de Kürdistan bayrağı ile karşılayan Recep Tayip Erdoğan gitmiş, yerine daha önce söylemiş olduklarını unutan başka bir Recep Tayip Erdoğan gelmiş.!

Anayasa Mahkemesi PAK hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi üzerine kapatma davası açarken, iddianamede şöyle deniliyor:

‘’ Partinin adı 'PartiyaAzadiyaKurdistane' olarak gösterilmiştir. Partinin adı Türkçe olmadığı gibi Türkiye Cumhuriyeti üzerinde bir azınlık oluşmasına ve millet bütünlüğünün bozulmasına neden olabilecek nitelikte bir bölge ismini ihtiva etmektedir’’.

‘’ Partinin amaçlarının Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını, ülkenin bölünmez bütünlüğünü tehlikeye düşüren, Türkiye Cumhuriyeti ülkesi üzerinde azınlıklar yaratarak millet bütünlüğünü bozmaya yönelik, bölgecilik ve ırkçılık içeren nitelikte olduğu,….’’

‘’Parti programı…… farklı bir dil kullanma amacı, belirli bir azınlığı öne çıkaran hedefler içeren ifadeler. Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, ……..millet egemenliğine, …….. aykırılıklar içermektedir’’.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, PAK’ı kapatma İddianamesinde bırakalım Kürtlerin binlerce yıldır üzerinde yaşadıkları Kürdistan’dan bahsetmeyi; Kürtlerin varlığından, Kürt dilinden bahsetmeyi bile ‘’ırkçılık’’  saymaktadır.

Evet, 96 yıldır yüzbinlerce insanın yaşamını yitirdiği, işkence gördüğü, hapisle cezalandırıldığı, sürgün edildiği, binlerce köy ve yerleşim biriminin yakılıp yıkıldığı bir tablonun sonucunda, Kürt dili ve Kürtlerin varlığından, Kürdistan'dan bahsetmek, yasalarda, Anayasa'da hala yasak. Bundan bahseden partiler hakkında kapatma davaları açılıyor, ırkçılıkla itham ediliyorlar.  Hatta artık iş bununla kalmıyor, Kürdistan’dan bahsetmek 'Kuzey Irak'a 'defolma' sebebi olarak sayılıyor. Eskiden ‘’Ya sev ya terk et’’ diyorlardı; şimdi ise ‘’Ya varlığını inkar et ya da defol’’ denilmeye başlandı.

Bunca bedele rağmen hala dilimiz, halk olarak varlığımız bile kabul edilmiyorsa, ana dille eğitim hakkımız bile reddediliyorsa ve üstelik ana dilimizden bahsettiğimiz için ırkçılık yapmakla suçlanıyorsak, ülkemizden bahsettiğimiz için ‘defolun’ tehditlerine maruz kalıyorsak, biz Kürtlerin de kendimize soracağımız bir şey yok mudur?

Ölüm oruçlarını, kendi bedenini yakmayı elbette ki benimsemiyorum; ama, bunca bedele rağmen, defalarca değişik sebeplerle bedenini ateşe veren, ölüm orucu ve açlık grevlerine yatan, mitingler düzenleyenler olarak; kendi ana dilimiz üzerindeki yasakların kalkması için bir tek gün bile ölüm oruçlarına, açlık grevlerine yatmayan, bir tek kez bedenini ateşe vermeyen, bir tek gün meydanlarda oturma eylemi, mitingler düzenlemeyi akıllarına bile getirmeyen biz Kürtlerin de kendimize soracağımız bir şeyler mutlaka vardır.

Bunca bedele rağmen, Kürtçeyi iyi konuşmamıza rağmen, kendi çocuklarımızla, torunlarımızla, eşimizle, anamız ve babamızla, çarşıdaki esnafla, komşumuzla, Kuzey Kürdistan’da nüfusumuzun büyük çoğunluğu olarak, günlük yaşamda hala Türkçe konuşmakta diretiyorsak, siyaset ve düşünce dünyamızda hala Türkçe’nin tahakkümünde isek, biz Kürtlerin de kendimize soracağı  bir şeyler olmalıdır.

Bunca bedele rağmen, elde edilen 106 belediyede, Kürtçe okulların açılması için, Kürtçenin öğrenilmesi için ciddi hiçbir adım atmayan, proje geliştirmeyen, seçmeli Kürtçe derse çocuklarımızı kaydettirmemek için bizzat karar alan biz Kürtlerin de cevaplaması gereken birtakım sorular mutlaka vardır.

Bunca bedele rağmen, Kürtlerin millet olarak varlığını yok sayan, Kürtleri ‘Türk’ adı altında yok etmeye, yok saymaya çalışan ‘Tek Millet’ anlayışı yerine; aynı şeyin farklı bir şekilde söylemi olan ‘Demokratik Ulus’ gibi vahim bir ‘teoriyi’ savunan biz Kürtlerin de cevaplaması gereken birtakım sorular mutlaka vardır.

Bunca bedele rağmen, Kürtlerin binlerce yıldır üzerinde yaşadığı toprakları ifade eden Kürdistan’ın varlığını yok saymak için geliştirilen ‘Tek Vatan’ söylemi yerine; aynı şeyin farklı bir şekilde söylemi olan ‘Ortak Vatan’ söylemini bizzat yeni bir teorik buluşmuş gibi kitlelere benimsetmeye çalışan biz Kürtlerin de cevaplaması gereken birtakım sorular mutlaka vardır.

Asimilasyon, inkar ve imhayı kendisi için bir varlık sebebi sayan, Kürtlerin varlığını inkar eden ve Kürt dilinin varlığını savunmayı bile ‘ırkçılık yapmak’la itham eden Türkiye Devleti’nin bu tutum ve siyaseti bir yana; bunca bedele rağmen Kürtleri eritmeye çalışan bu asimilasyon ve imha ateşine bizzat kendi elleriyle benzin döken biz Kürtlerin de kendimize soracağımız birtakım sorular mutlaka olmalıdır.

6 Milyon Kürt’ün oyunu aldığı halde, Kürtlerin kendi dilleriyle konuşmaları için, Kürtçenin öğrenilmesi için, yaşanan bu asimilasyona, dejenerasyon ve  sosyal çürümeye engel olmak  için, onlarca yıldır ciddi hiçbir çalışma ve program geliştirmeyen  biz Kürtlerin de kendimize soracağımız bir şeyle mutlaka olmalıdır.

Bir milletin ana iskeletini oluşturan ana dilleriyle ilgili olarak, Kürtlerin bugün bu olumsuz durumda olmasında, biz Kürtlerin de sorumluluğu mutlaka vardır.

Kendi diline sahip çıkmayanların ülkesi de başkalarının keyfine göre bir gün vardır,  bir gün yoktur.

Bunca bedele rağmen, hala dilimizin, etnik kimliğimizin, ülkemizin varlığını ya da yokluğunu bile birileriyle tartışmak zorunda kalıyorsak bu trajik ve travmatik durumdan dolayı biz Kürtlerin de kendimize soracağımız bir şeyler mutlaka olmalıdır.

Kürt dilinin tüm boyutlarıyla bir yaşam, üretim, bilim ve eğitim dili olması temelde kurumsallaşma, hatta bir devletleşme sorunudur. Ama Kürt dili üzerindeki yasakların kalkması, ana dille eğitim hakkının gerçekleşmesi, içinden geçtiğimiz süreç itibariyle, elbette ki sorunun kalıcı çözümü yolunda atılacak en etkili adımlardan biri olacaktır ve bu mümkündür. Açıktır ki, dilimize, milletimize, ülkemize sahip çıkma yolunda biz bize düşenleri yapmaya başladıkça, asimilasyon, inkar ve imha siyasetinin ayakları altındaki toprak da daha hızlı bir şekilde kaymaya başlayacaktır.

Dilimize, milletimize, ülkemize sahip çıkma yolunda atacağımız ilk ve tarihi adım; Kürtçe(Kurmanci ve Dimilki)  konuşmak, Kürtçe öğrenmek, Kürtçeyi günlük yaşam, siyaset, sanat, edebiyat ve düşünce dünyamızın esas dili haline getirmektir. Elbette ki Kürtçe bilmeyen milyonlarca Kürdün bu durumunu dikkate alarak Kürtçenin yanı sıra Türkçeyi de kullanmak durumunda olduğumuz da gerçekliğin diğer bir boyutudur. Ama Kürtçeyi siyaset ve yaşam dili olarak kullanmamak, Kürtçeyi(Kurmanci ve Dimilki) öğrenmemek bir Kürt için büyük bir eksikliktir, yanlışlıktır.

Kuzey Kürdistan açısından atılması gereken ikinci yaşamsal adım ise; aslında ayrı ve daha kapsamlı bir değerlendirmenin konusu olan; milli, özgürlükçü, demokrat, Kürdistani bir anlayışla, toplumun en geniş kesimlerini kucaklamayı hedefleyen, Kürdistani siyasal duruşu, seçimlere katılabilmeyi ve toplumun örgütlendirilmesini bir paket proje içinde uygulayan, açık, meşru ve legal alanda yeni parti, araç ve örgüt modellerini koordinasyon içinde geliştirmektir.

Kürtçe bilmeyen Kürt kardeşlerime bu duygu ve düşüncelerimi ulaştırabilmek ve dilimize sahip çıkmamanın yol açtığı travmayı kendileriyle paylaşmak amacıyla bu yazıyı özellikle Türkçe kaleme aldığımı önemle belirtmek istiyorum.


Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.