23 Ocak 2019
  • İstanbul11°C
  • Diyarbakır7°C
  • Ankara9°C
  • İzmir11°C
  • Berlin-4°C

BAŞKANLIK SİSTEMİ: EVREN’DEN NİYET ERDOĞAN’A KISMET (2)

Rahmetullah Karakaya

02 Ocak 2019 Çarşamba 21:56

DEMOKRASİ, ATATÜRK’ÜN VASİYETİ

Atatürk, daha Cumhuriyet’in yedinci yılında, çok partili hayata geçme teşebbüsünde bulundu ancak ilk denemesi başarısız oldu.

Atatürk’ün, Fethi Okyar’a, Serbest Fırka’yı kurmayı teklif ederken söyledikleri şu sözler, bir vasiyet mahiyetindedir:

“Geçen sene Ankara’yı ziyaret eden Alman muharrirlerinden Emil Ludwig, bana şekli idaremiz hakkında tuhaf sualler sormuş ve diktatörlüğümüze kanaat ederek geri dönmüş ve şu kanaatini de yazmıştır.

Halbuki ben, cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese, bir istibdat müessesesidir.

Ben ise millete, miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o surette geçmek istemiyorum.

Bütün müşküllere katlanacağız. Sizin dostluğunuza, ahlakınıza, malumatınıza itimadım vardır. Mesele memlekette cumhuriyetin, şahısların hayatına bağlı kalmayarak, kökleşmesidir. Siz, bu işi deruhte etmelisiniz.”[1]

600 yıllık Osmanlı Saltanatı’na son veren Atatürk’ün aksini düşünmesi, ilan ettiği cumhuriyetin kuruluş kodlarına da aykırı düşerdi.

TARİHİN CİLVESİ

Ülkenin 2017’de 16 Nisan referandumu ile başkanlık sistemine geçmesi, tarihin bir cilvesidir.

Çok partili dönemde hayata gözlerini açmış cumhuriyetin ikinci nesli olarak, çiçeği burnunda cumhurbaşkanlığı sistemini ibretle izlerken, yarın için umutsuzluğa kapılmamak elde değil.

Türkiye’nin son asker kökenli, yedinci Cumhurbaşkanı Kenan Evren, halktan çekinip 1982 Anayasası’nda “Başkanlık Sistemi”ni gündeme getirmediğini üzerine basarak anlatıyor.

Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in talepleri, düşüncelerini açıklamanın ötesine geçemedi.

10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül döneminde ise konu hiç gündeme gelmedi.

Hatta bu dönemde, Cumhurbaşkanlığı yetkilerinin fazlalığı dile getirilerek, kısılması bile tartışıldı…

12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde ise 16 Nisan 2017’de yapılan referandum ile başkanlık sistemi kabul edildi.

Orgeneral Kenan Evren’in 66 maddelik notlarının hemen tümü, günümüz sorunlarıyla örtüşüyor.

Hele 13. Madde’de, imam hatip okullarının sayısının dondurulması görüşü, tebessüm ettiriyor.

Çünkü 12 Eyül 1980’de, toplam imam hatip okulu sayısı 331’dir. Bu rakam, 1970-71’de 72 iken, Necmettin Erbakan’ın 1973’ten itibaren yer aldığı hükümetler döneminde açılan 230 yeni okulla bu sayıya ulaştı.

Günümüzde sürece baktığımızda ise bu rakam, 5000’lere doğru hızla yükselmeye devam ediyor.

Özetle bu tabloya, rahatlıkla Orgeneral Evren’in aşısı, ters tepti diyebiliriz.

Sözü toparlarsak, yaşadığımız süreci yine tarihin tekerrürü bahanesine bağlayabiliriz.

Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1930’da, iktidarının en güçlü döneminde, “Ben, arkamdan ‘Diktatörlük bırakıp gitti’ dedirtmem” deyip çok partili hayata geçme teşebbüsünde bulunuyor.

12 Eylül 1980 Darbesi’nin güçlü lideri Orgeneral Kenan Evren, halktan çekinip “Başkanlık Sistemi”nin 1982 Anayasası’na koydurtmuyor

16 Nisan 2017’de, Kenan Evren’in sayısını dondurduğu İmam Hatip Okulu’ndan mezun AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan, referandumla “Başkanlık Sistemi”ni hayata geçiriyor.

BAŞKANLIK SİSTEMİNE İKİ ELEŞTİRİ

rah-450.jpg16 Nisan 2017 referandumunda, başkanlık sisteminin daha hızlı hizmet imkanı sağlayacağı propagandası yapıldı.

Keşke öyle olsaydı.

17 yıllık AKP iktidarının, sağlık alanında başarılı hizmetler yaptığını takdir etmeyi vicdan borcu sayıyorum.

Fakat hantal bürokrasi ve güç zehirlenmesine yakalanan “Kraldan kralcı görevliler,” vatandaşa kan kusturuyor…

Adım gibi eminim, vatandaşın aksayan konulardaki şikayeti, feryadı Sayın Cumhurbaşkanı’na iletilmiyor.

Bizzat yaşadığım iki örneği, üzülerek bir kez daha gündeme getirmeyi görev biliyorum.

11 yıldır İstanbul ve Bodrum’da yaşadığım sitelerde, Kat Mülkiyeti Kanunu’na aykırı uygulamalar nedeniyle açtığım dört davada, savcılıklara yaptığım başvurularda hep usulsüzlük ve hırsızlık yapanlar, yasayı ihlal edenler lehine kararlar verildi.

1 Ocak 2017’de lağvedilen FETÖ’nün kalesi, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi de, her defasında bu haksız kararları aynen onayladı.

Hesap sorulması için başvurmadığım Adalet Bakanı, paralel, dikey, renkli, renksiz (!) HS(Y)K kalmadı.

Son olarak, 600 milletvekili arasından seçilip Adalet Bakanı yapılan Abdülhamit Gül’e -bu zat da İmam Hatip kökenlidir- yazdığım dilekçeye verilen, “ciddiyetsizliğin daniskası” cevabı, takdim ediyorum

16 Kasım 1018’de yazılan cevapta, 7 Aralık 2018 tarihli dilekçeme 22 Aralık 2018’de karşılık verildiği duyuruluyor.

Göz yaşartıcı bu manzara, dilekçe okumayan savcı, dosya okumayan KMK’den habersiz hakim, vatandaşın şikayetine lakayt kalan Adalet Bakanlığı ve HS(Y)K örneklerine tıpatıp uyuyor.

11 yıllık izlenimim, Kat Mülkiyeti Kanunu konusundaki davalarda, insiyatif tamamen ne idüğü belirsiz, okuduğunu anlamayan güya bilirkişilere (!) bırakılmış şeklinde…

KANSER HASTASINA EZİYET

Son dönemde devlet, büyük ihtimalle Avrupa Birliği sürecinin bir gereği olarak,

muhtaç haldeki ağır hastalara, bakıcı yardımı yapıyor.

Çon insani, vicdani bir yardım ama uygulama, eziyet verici.

370 lira dul ve yetim maaşı alan baldızım, 26 Mart 2017’de, kanser omurgasına sıçradığı için felç oldu.

90 yaşındaki kayınvalidemle yaşayan baldızım için mecburi bir bakıcı tuttuk 1600 liraya.

Bakıcı maaşı almak için, nisan ortalarında, sağlık raporu almak üzere Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurduk.

7 Temmuz’a gün verdiler… Araya dostları koyup randevuyu mayıs ayına aldırdım. 17 Mayıs’ta, -çektiğimiz sıkıntıları es geçerek-, nihayet raporu aldık. 5 Haziran’da tüm evrakları tamamlayarak, Aile Bakanlığı Başakşehir İlçe Müdürlüğü’ne verdik.

Fakat maaş bağlanmadı.

Çünkü ilgili yönetmelik, işi yokuşa sürmek, engel çıkarmak için bürokrasiye fırsat

verecek yapıda.

Bakıcı yardımı almak için birinci dereceden yakının aynı evde yaşaması şartı var.

Hastamızın da böyle bir şansı maalesef yok…

Aile, Sağlık, Çalışma bakanlıkları ile Başbakanlık ve Beştepe’ye yazdığım hiçbir dilekçeye tek nokta cevap alamadım.

rah-6702.jpg

Nihayet 28 Şubat 2018’de, mesleğimin duayeni değerli üstadım, ağabeyim Rahmi Turan, Sözcü’deki köşesinde mektubumu yayınladı da, Aile Bakanlığı, zoraki sadede geldi.

Yani yüzde 99 raporlu kanser hastasına, ancak 12 ay sora 1080 lira bakıcı parası ödenmeye başladı.

Hani Başkanlık Sistemi, hizmetleri hızlandırıp bürokrasiyi azaltacaktı?..

İki yıldır tanık olduğum olaylar ve hantal bürokrasi, ömrümün en az 10 yılını kararttı.

Rahmi Turan’ın değerli makalesi ise vatandaşa zorluk çıkaran bürokrasinin, bir kez daha sınıfta kaldığının ibret belgesi!..

Bunu de iftiharla takdim ediyorum…

Gerçek tarih, gerçek hizmet, ancak yaşayarak öğrenilir…


[1] Osman Okyar- Mehmet Seyitdanlıoğlu, Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye-Fethi Okyar’ın Anıları, Türkiye İş Bankası Yayınları, 6. Baskı, 1997, Sayfa: 104

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.