10 Nisan 2020
  • İstanbul13°C
  • Diyarbakır13°C
  • Ankara11°C
  • İzmir15°C
  • Berlin11°C

BAŞARI ÇALIŞMANIN, YENİLGİ İSE TEMBELLİĞİN ESERİDİR

Süleyman Çevik

23 Ocak 2020 Perşembe 23:35

Bir masala göre, koşu yarışmasına giren tavşan ile kaplumbağanın mücadelesinde kazanan taraf kaplumbağa olur. Normalde mümkün olmayan böyle bir sonuç, çok şaşırtıcıdır; çünkü her ikisi normal güç ve hızında hareket ederlerse kazanan tarafın tavşan olacağını herkes bilir.

Masala göre, yarışmaya karar veren ve varış için kendilerine bir nokta belirleyen ikili koşmaya başlarlar. İlk başta kaplumbağa çok gerilerde kalır. Tavşan o kadar mesafeyi açar ki arkasına baktığında, onu göremez bile. Hedefe yakınlaşınca da kendi kendine, “zaten artık beni geçemez, bu ağacın gölgesinde biraz dinleneyim, sonra devam ederim” der.

Ağacın gölgesinde uzanan tavşan biraz sonra uykuya dalar.

Kaplumbağa ise durmaz, kendi tarzında koşmaya devam eder, arkadan gayretle gelip onu geçer.

Tam o arada uykusundan uyanan tavşan bir bakar ki kaplumbağa hedefe varmak üzeredir. Son çabası ise bir işe yaramaz, kaplumbağa ondan önce hedefe varmıştır bile.

Bu hikâyenin bize verdiği ders şudur: Kaplumbağanın başarısının sebebi şevki ve gayreti, tavşanın mağlubiyetinin sebebi ise ihmali ve tembelliğidir. Beklenmedik sonuç da bu yüzden çıkmıştır.

Bu örnekten de anlaşılacağı üzere, aynı türden hayvanların dünyasında çalışkan ve becerikli olanların yanı sıra, tembel ve umursuz olanlar da vardır.

İnsanlar için de aynı durum söz konusudur. Belli dönemlerde beceri ve çalışkanlığıyla nam salmış aileler, aşiretler, şehirler ve milletler olduğu gibi, tembel ve ihmalkâr insanlar da vardır. Ancak zamanla insanların bu konumları olumlu veya olumsuz yönde değişebilir; bir millet kötü bir gidişe son verebildiği gibi, iyi iken kötü bir duruma da girebilir. Bakınız tarihe, yüzyılların içinde kimler gelmiş, kimler geçmiş. Zaman içinde şartlar, zorlamalar, motivasyon ve daha başka sebeplere dayalı olarak birilerinin yıldızı parlarken, birileri de geri plana düşmekten kurtulamamıştır.

Bazen bir döneme hükmeden ve insanlığa katkı sunan, bir millet geçmişin mirasını geleceğe taşıyamadığından etkisiz hale gelmiştir.

Bazen de olay ve zamana bağlı olarak önüne çıkan fırsatları değerlendiren bir millet tarihe yeni ve başarılı bir sayfa açmıştır. Ayağına gelen bu fırsatları iyi değerlendiren milletler, talihleri de yaver gidince şartları kendi lehlerine çevirebilmişlerdir.

Böylesi olağan durumlardan iyi sonuçlar elde etmek, belki de pek çok milletin rahatlıkla elde edebileceği bir başarıdır.

Ancak zor ve değerli olan şey ise hiçbir zaman umutlarını kaybetmeyen, düştüğünde kalkabilen, azmederek durumu kendi lehlerine çevirmeyi başaran milletlerin durumudur. Takdir edilecek olan da budur. Bunu başaran milletler de vardır.

Alman milleti hem birinci, hem de ikinci dünya savaşında iki kez mağlup oldu ve her şeyini kaybetti. Fakat aynı millet onurunu koruyarak ayağa kalkmasını bildi. Bildiğimiz gibi bugün Alman devleti dünyanın en büyük devletlerinden biridir. Otomotiv imalatında, makine sanayiinde, ilaç sanayiinde ve bilimsel çalışmalarda Almanlara denk olabilecek çok az ülke vardır.

1945 yılında Amerika tarafından Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atılan Japonya, 11 yıl, 1956 yılına kadar özgürlük ve bağımsızlıktan mahrum kaldı. Binlerce insan öldü, ülkeleri çöle dönüşmüş, işgal edilmişti. Bu kadar felaketi yaşamış olan Japonya’nın bugün ne durumda olduğunu herkes biliyor. Teknolojik, elektronik ve daha birçok yeni buluş Japonlara nasip olmuştur.

Dünyanın en büyük ekonomilerine sahip ülkelerin başında gelen Almanya ile Japonya kültürde, eğitimde ve okuma oranlarında da birçok devletten ileridedirler.

İsrail devleti ise bir başka önemli örnektir. Bu kadar gelişmiş bir devlet Arapların orta yerinde nasıl var olabilmiş? Bir İsrail’e, bir de etrafındaki ülkelere bakınız. Onların toprağı ile İsrail’in toprağı arasında ne fark var? Eğer sorun para, insan ve imkân ise bu kaynaklar Araplarda da vardır. Bu durumu bazı milletlerin akıllı, bazı milletlerin de akılsız olmasına da bağlayamayız; olsa olsa birileri çalışkan, birileri de tembel olabilir.

Neredeyse herkesin tembel olduğu bu coğrafyada İsrail’in bu derece ilerleme kaydetmesi sadece komplocu bazı görüşlerle açıklamak da akıl karı değildir…

Bakmayın birilerinin “ne yapalım Amerika ile Avrupa bırakmıyor, etrafımız düşman dolu, iyi bir şey yapıp ilerlememize engel oluyorlar” demelerine. Bu sözlerde gerçeklik payı olsa da, bizzat şahit olduğumuz örnekler, yaşadığımız dünya bizlere başka şeyler anlatıyor.

Masaldaki kaplumbağanın şevk ve gayreti, tavşanın ihmal ve tembelliği gibi, insanlar arasında da gayret edenlerin yanı sıra ihmalkar davrananlar da vardır.

İnsanlar yaptıklarının mükafaatını aldıkları gibi, varsa ihmal ve tembelliğinin cezasını da çekerler.

Derler ki bir grup asker düşmana mağlup olmuş. Komutanları onlara sormuş:

-Neden mağlup oldunuz? Asker:

-Birçok sebep var komutanım; en az on tane sayabilirim, demiş. Komutan:

-Hadi say bakalım.

Asker birinci sebep olarak “barutumuz yoktu” deyince, komutan sinirlenmiş:

-Yeter, diğer sebepleri sayma, barut yoksa tabii ki savaşı kaybedersiniz, demiş.

Kendine bir hedef belirleyen ve bu doğrultuda çalışanlar çok zor şeyleri de yapabilirler. Fakat birilerinin fikir ve idealleri yoksa, ya da fikir ve idealleri varsa bir çaba ve gayret gösterilmiyorsa, barutu olmadığı için savaşı kaybeden askerler gibi, onlar da kaybedecekler.

Aşk ve idealler insanı şevke getirir, şevk ise insanın azmini artırır.

Başarı çalışmanın, yenilgi ise tembelliğin eseridir.

Hiçbir şey sebepsiz yere gelişmez, sebepsiz yere de insanlar başarısız olmazlar.

İnsan samimi olarak bir şeyi isterse, gerekli şartlarını da yerine getirirse amacına ulaşabilir. Allah Kur’an-ı Kerimde “insan için ancak çalıştığı vardır” (Necm süresi: 39) diyor. İnsanın sahip olduğu şey de, mahrum olduğu şey de onun eseridir. Allah insanlara başarı verdiğinde, onların inançlarına bakmaz, çalışma ve eylemlerine bakar. Gerçekten onların çalışmalarıyla bu şeyleri hak edip etmediğine bakar.

Ferhat ile Şirin’in hikâyesini bilirsiniz. Bu hikâyede mübalağa olsa da azim ve çabanın önemini göstermesi açısından önemlidir.

Hikâyeye göre, sevgilisine kavuşabilmesi için hükümdar Ferhat’a bir şart ileri sürer: Şayet Ferhat dağı delerse, dağın arkasından şehre su getirirse sevgilisine kavuşacaktır. Hikâyeye göre, Ferhat dağı delmesine deler, fakat çeşitli hile ve oyunlardan dolayı sevgilisine kavuşamaz.

Bu hikâye “azim” ve “istemenin” insana neler yaptırabildiğini anlatan çok güzel örneklerden biridir.

Etrafınıza bir bakın bakalım, başarılı olan insanlar bu duruma nasıl gelmişler?

Hangi şahıs, grup, parti veya millet çalıştığı halde başarılı olamamış?

Bazen iki kişi yüzlerce kişinin işini yapabilir. Sayıca az oldukları halde, azimle çalışanlar, yüz, belki de bin kişi derecesinde varlık gösterebilirler.

İhmal ve tembelliğin sonucu yenilgidir; ideal ve hedefi olmayan bir milletin geleceği de yoktur. Çalışarak yıprananlar, her zaman çalışmadan paslananlara tercih edilmiştir…

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.