26 Eylül 2021
  • İstanbul19°C
  • Diyarbakır23°C
  • Ankara20°C
  • İzmir26°C
  • Berlin20°C

BABAMI ALAN ÖLÜM...

Ersin Tek

28 Ağustos 2021 Cumartesi 19:53

İnsan elde eder, yaşar ve bırakıp gider sonunda.

Bir gidiştir insan.

Başı sonu belirsiz olan yolculuklara çıkmış, sonsuzluk düşlerinin dalından düşmüş, yaşarken üşümeyi öğrenmiş, anadan doğma yersiz bir yurtsuzluğu yurt edinmiş bir fanidir.

Bu yüzdendir acelesi, belki de trajedisi.

Ziyandadır.

İnsanın problemi kendi içinde...

Her şey gibi insanın da bir ölçüsü vardır. Fıtratı bu ölçüler üzerinde kurulmuştur. Ölçüleri bir nevi varoluş gerekçesini oluşturur.

Araya ölüm giriyor sonra, bozuluyor tüm dengeler; fıtratını zorluyor insanın, değiştiriyor. Varoluş gereklerinin anlamı azalıyor, bitiyor. Dolayısıyla orada kismî felç başlıyor. Beden denilen şey işlemez hale geliyor.

Ölümün en ilginç yanı, insanda bıraktığı tahribatın zamanla yer değiştirmesidir. Tahribat ölüden canlıya geçiyor. Bir hastalık, bir miras misali...

Bu yüzden hayat çoğunlukla hüzünlüdür. Geçiciliğin hüznü. Terk etmenin ve terk edilmenin hüznü. Canlılığın sönmeye yüz tutmasının hüznü. Alışkanlıklarından ayrılmanın hüznü. Sevdiklerini arkada bırakmanın hüznü...

İnsan demek, eksiklik demektir. Her türlü eksiklik. Sahip olmak isteyip de olamadıklarımızın eksikliği ve bu eksikliğin doğurduğu keder. Eksik ama anlamlı...

Bu gerçeği yaşarken daha iyi anlıyor insan.

Ben de öyle anladım.

Sevgili Babamın ölümünden sonra anladım ki ölümün ele geçirdiği yaşantı, kalanın zihninde bir bilinmezliğin ortaya çıkmasına neden oluyor. Kalmak hem hüzün veren bir olgu olarak hem de bu hüznün ötesinde bir anlam olarak bir kenarda duruyor hep.

Bu durum olan bitenden kendini kendini sorumlu tutma duygusunu da beraberinde getirir. Ölümü kabulleniş tam da bu noktada oldukça meşakkatli gelir kaybedene. Bunu sağaltabilmenin, bu çelişik duygularla baş edebilmenin tek bir yolu vardır o da yastır; anılarla yaşamak...

Sonra...

Uzun ve derin bir uykudan sonra yeni bir güne uyanmak gibi... Uyanıyor insan; yaşanmış tüm sahneler gözünün önünde kıyısız bir nehre dönüyor, hareket dolu bir ömür hiç yaşanmamış gibi yok oluyor. Anıların arkasına saklanan silik yüzler ve sesler kalıyor sadece. Bir rüya, sis perdesi...

***

Sevgili Babam dört yıl önce bizden uzakta, bir yolculuk esnasında kalp krizi geçirdi ve sonra 36 gün boyunca sessizlikler ve acılar içerisinde yoğun bakımda kaldı. Ne bir elveda, ne bir göz göze bakış, ne de bir dokunuş. Hiç bir şey. Aniden bir boşluk ve günlerce o karanlıkla boğuşma... Bizler de çaresizlik içerisinde öylece bekledik. Onsuz bir yaşamın başlangıcındaydık bizler, bilmiyorduk...

Hayat ve ölümün arasındaki o çok ince çizgiyi farkedemeden babamızı kaybetmeyi gösterdi bize, hayat denilen acı gerçeklik...

Sevgide fedakârlık yolunu bulmamı ve gönül kapımı hep açık tutmayı öğretti bana, rahmetli Babam. Büyük bir özlem ve minnetle yad ediyor kalbim Onu...

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.