03 Mayıs 2024
  • İstanbul20°C
  • Diyarbakır21°C
  • Ankara14°C
  • İzmir24°C
  • Berlin22°C

YILDIRAY OĞUR'DAN AYSEL TUĞLUK'UN MEKTUBUNA CEVAP!

Yıldıray Oğur, 'Ortada konuşulmayan büyük bir şey varsa, başka önemli bir şey söylenemez' diyen BDP'li Aysel Tuğluk'a cevap verdi.

Yıldıray Oğur'dan Aysel Tuğluk'un mektubuna cevap!

16 Eylül 2012 Pazar 12:23

Yıldıray Oğur, 'Ortada konuşulmayan büyük bir şey varsa, başka önemli bir şey söylenemez' diyen BDP'li Aysel Tuğluk'a 'Ortada konuşulmayan tek büyük bir şey var Aysel Hanım: Genç insanlar birbirini öldürüyor' diye cevap verdi. İşte o yazı...

Ortada konuşulmayan tek büyük şey var Aysel Hanım...

Duygudaşlık bitti dediğiniz için en anlaşabildiğimiz yerden başlayalım. Üç Miroğlu yazısı büyüklüğündeki mektubunuzda en fazla katıldığım yerden. Epigraftan: Ortada konuşulmayan büyük bir şey varsa, başka önemli bir şey söylenemez.

Epigraf Irvin Yalom’un Spinoza Problemi kitabından. En baştan söyleyeyim: Spinoza seviyorsanız, bize verecek bir pasaportu olmasa da hâlâ aynı ülkenin insanlarıyız ve aynı anadili konuşuyoruz demektir.

Romanda Nazilerin ideologlarından Alfred Rosenberg’in 17. yüzyılda Hollanda’da yaşamış ünlü Yahudi filozof Spinoza’nın kütüphanesini neden Nazi Almanya’sına getirdiğinin izini sürüyor Yalom.

Aslında problem Spinoza’da değil tabii. 16 yaşında okulda antisemitik laflar edince hocası tarafından Goethe’nin hayranı olduğu Spinoza’yla ilgili pasajlarını ezberleme cezası verilen Rosenberg’de. Rosenberg’in problemi basit: Nasıl olur da bir Alman dehası olan Goethe bir Yahudi’ye hayran olabilir?

Bu sorunun peşinde Rijnsburg işgal edilince oradaki Spinoza Müzesi’nde ne var ne yoksa Berlin’e getirmiş Rosenberg. Ama denemelerine rağmen bir türlü Spinoza okumaya başlayamamış. Yazdığı 20. Yüzyılın Miti kitabı milyonlarca satan ve Yahudi soykırımının popüler gerekçesi olan bir Nazi’nin ırkçılığından şüpheye düşmesi bile yeterince mühim.

Uzun yıllar kaçtıktan sonra yakalanıp getirildiği Kudüs’teki sorguda dahi yaptıklarının yanlışlığından şüpheye düşmemiş Nazi subayı Adolf Eichmann’ı düşünsenize bir de. O, hâlâ insanları gereksiz yere acı çektirerek öldürmeyle, gaz odasında huzur içinde ölmesini sağlamak arasında ahlaki bir fark olduğunu düşünüyordu.

Yazınızda ezilenle, ezenin şiddeti arasındaki farktan bahsettiğiniz paragraf bana Eichmann’ın sıradanlaşmış, görev bilinmiş, ezberlenmiş kötülüğünü hatırlattı.

Devamı için...

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.