27 Şubat 2020
  • İstanbul18°C
  • Diyarbakır13°C
  • Ankara10°C
  • İzmir17°C
  • Berlin4°C

MAZLUM KOBANİ: ZAMANI GELDİĞİNDE ABD’Yİ ZİYARET EDECEĞİZ

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Kobani (Ferhat Abdi Şahin), Şam ile yaptıkları görüşmelerde 110 bin SDG unsurunun gelecekte Suriye ordusu içerisinde yapısının korunmasını istediklerini söyledi.

Mazlum Kobani: Zamanı geldiğinde ABD’yi ziyaret edeceğiz

18 Aralık 2019 Çarşamba 21:51

Abdi, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, ABD birliklerinin Başkan Donald Trump’ın ‘DEAŞ ile mücadele’ ve petrol servetini koruma kararı çerçevesinde Fırat’ın doğusundaki yeni bölgelerde konuşlandığını açıkladı. Abdi, ‘herhangi bir tarafın saldırısına karşı’ ABD birliklerinin onları koruyacakları bilgisinin kendisine iletildiğini de ifade etti. Abdi ayrıca Rusya, Türkiye, Suriye, Uluslararası Koalisyon güçleri ve SDG’ye bağlı grupların varlığı nedeniyle Fırat nehrinin doğusundaki bölgelerde durumun ‘öncekinden çok daha karmaşık’ olduğunu söyledi.

Mazlum Kobani ile yapılan röportajın tam metni şöyle:

- ABD Başkanı Donald Trump, Ekim ayı başlarında çekilme kararı aldı, sonra bu kararından vazgeçti. Askeri olarak ABD birliklerinin varlığı ve bugün sizinle olan ilişkileri nasıl?


ABD, Suriye’nin kuzeybatısından çekildi. Şu an kuzeydoğudaki varlığı devam ediyor. Yani Deyr-i Zor ve Haseke’de daha doğrusu el-Cezire bölgesindeki varlığını koruyor. ABD’nin Suriye’deki varlığıyla ilgili askeri bir çerçeve bulunuyor. Ayrıca ABD askerlerinin bölgedeki faaliyetlerini tanımlayan angajman kuralları var. ABD’nin Fırat’ın güneyinden Türkiye sınırına kadar olan bölgede ve Derek’in (el-Malikiye) kuzeyindeki petrol bölgelerinde askerleri konuşlu. Ayrıca aynı bölge ile birlikte Kamışlı bölgesinde yeni birlikler konuşlandırdı.

- ABD’nin Fırat’ın güneydoğusundaki 600 askeri, hangi üslerde bulunuyor?

ABD askerleri, doğu bölgesinde Türkiye sınırından Fırat nehrine kadar olan bölgede devriye geziyor. Varlıkları devam ediyor. Genel olarak ABD askeri üslerinin sayısının aynı kaldığını söyleyebilirim.

- Kaç üs var?

Tam sayıyla ilgili bir bilgim yok.

- ABD ile SDG arasındaki mutabakat zaptının maddelerinde herhangi bir değişiklik oldu mu?

Aynı hedefler halen geçerliliğini koruyor. Yani DEAŞ ile mücadeleye devam. Yeni hedef ise petrol servetlerini korumak.

- Başkan Trump, Suriye’den çekilme kararını açıkladığında bazı Kürt yetkililer, ‘ABD’nin ihanet ettiğini’ ve ‘sırtlarından bıçaklandıklarını’ söylediler. Bu görüş hala devam ediyor mu?

Elbette. ABD’nin sürpriz çekilme kararı, bir tür hayal kırıklığı ve ABD’nin güvencelerine karşı bir çeşit güven eksikliği yarattı. Amerikan halkı, ABD Kongresi, diğer çevreler ve DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) içindeki diğer dostların baskısı sonucu karardan vazgeçildiğini biliyoruz. Bu durum bizi dostlarımız olduğu konusunda iyimser hissettirdi. ABD’de Suriye’den çekilmek isteyenler de var, barış sağlanana kadar kalmak isteyenler de.

- Peki, şimdi kararın geri çekilmesinin ardından kalmaya devam edilecek süreyle ilgili belirlenmiş bir zaman dilimi var mı? Yoksa Trump’ın yeni bir tweet atması mı bekleniyor? Ya da zaten net olan bir durum mu var?

Daha önce belirlenmiş bir zaman çizelgesi yoktu, şimdi de yok. DEAŞ’ın tamamen ortadan kaldırılması ve bölgedeki güvenlik ve istikrarın korunması gibi belirli hedefler var. Bu da kişilere göre analizlere tabi olduğu anlamına geliyor.

- SDG daha önce Suriye topraklarının üçte birini ve petrol servetinin büyük bölümünü kontrol ediyordu. Şimdi ise söz konusu bölgede Washington liderliğindeki DMUK güçlerinin yanı sıra Türkiye, Rusya ve Suriye askerleri bulunuyor. ABD, herhangi bir tarafça saldırıya uğraması durumunda SDG’yi savunacağına dair güvenceler verdi mi?

ABD birlikleri içinde bulundukları bölgelerden sorumludur. Bunu söylediler ve teyit ettiler. Bununla birlikte birkaç anlaşma daha var. ABD’nin Türkiye ile Ankara’da yaptığı anlaşma, Rusya ile Türkiye arasında yapılan Soçi Mutabakatı ve Suriye hükümeti ile aramızda Rusya’nın garantörlüğünde yapılan bir uzlaşı bulunuyor.

Tüm bu taraflar, söz konusu bölgedeki askeri güçlerin varlığını kabul ediyor. Türk güçleri burayı istila ve işgal ediyordu. Ancak bölgeler bahsettiğim anlaşmalar çerçevesinde belirlendi. Hepsinin amacı bu anlaşmalarda yer alan yükümlülükleri yerine getirmek.

- Bu anlaşmalara geleceğiz. Fakat şimdi şunu sormak istiyorum. Bu söz konusu taraflardan herhangi biri size saldırırsa ABD sizi koruyacak mı? Yoksa tek amacı petrol servetini korumak ve DEAŞ’la mücadele etmek mi?

Bu açıdan evet diyebilirim.

- Yani herhangi bir taraftan size yönelik herhangi bir saldırı olursa ABD güçleri sizi savunur, öyle mi?

Evet. Bu konuda verilmiş bir söz var.

- Türkiye’nin Fırat Nehri’nin doğusundaki varlığına gelecek olursak; hem ABD’nin hem de Rusya’nın Tel Abyad ve Rasulayn arasındaki bölgeyle ilgili Türkiye ile vardıkları uzlaşılar var. Bu iki uzlaşıyı da tatmin edici ve hayata geçirilmiş buluyor musunuz?

İki noktaya dikkat etmeliyiz. Ateşkesi ve SDG güçlerinin belirli bölgelerden çekilmesi ile ilgili şartları kabul ettik ve bu taahhütler tarafımızca tam olarak uygulandı. Ancak Türkiye’nin bölgedeki varlığını ve Türk işgalinin meşrulaştırılmasını kabul etmiyoruz. Bu nedenle, tüm şartları kabul etmedik, fikrimiz de alınmadı.

- Fakat Türkiye, Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) ve ağır silahların bölgeden çekilmesi ile ilgili maddelerin tam olarak uygulanmadığını söylüyor?

Tam tersine, Türkiye bu taahhütleri ihlal etti. ABD ile Türkiye arasında 17 Ekim’de anlaşma imzalandı. Bizimle ilgili olan şartları yerine getirdik. Ancak Türkiye, anlaşma dışındaki bölgelere ilerlemeye ve işgal etmeye devam etti. Biz askeri olarak tüm taahhütleri yerine getirdik.

- Rusya tarafından Türkiye'nin Fırat’ın doğusundaki ilerleyişine müdahale edildiğini ve sınırlar koyulduğunu, bölgeye asker konuşlandırıldığını ve Kamışlı ile Halep arasındaki yolun açıldığını duydum. Bunlar doğru mu? ABD, halen SDG ile Türkiye arasında arabuluculuk yapıyor mu?

Türkiye ile aramızda ABD aracılığıyla Ankara Anlaşması’nın uygulanmasıyla ilgili dolaylı görüşmeler var.

- Görüşmelerde hangi konular ele alınıyor?

Türkiye'nin işgal ettiği bölgedeki demografik yapıyı değiştirmeye yönelik girişimleri, yerlerinden edilmiş kişilerin kendi bölgelerine geri dönmelerinin engellenmesi, mülklere el konulması ve başkalarını bu bölgeye getirme girişimi gibi söz konusu anlaşmaya yönelik ihlaller ele alınıyor. ABD, anlaşmayı uygulamaya ve Türkiye’nin de Ankara Anlaşması’ndaki tüm taahhütlere uymasını sağlamaya kararlı. 

- Türkiye, Rasulayn ve Tel Abyad arasındaki bölgeye bir milyon kişiyi yerleştirmeyi planlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu ayın başlarında Londra’da yapılan dörtlü zirvede İngiltere, Fransa ve Almanya’dan planın uygulanmasına katkıda bulunmalarını istedi. Buna karşın Avrupalılar, Suriyelilerin ülkelerinde kendi bölgelerinin dışındaki yerlere dönmelerine yönelik plana katılmayı reddettiler. Avrupalı müttefikleriniz tarafından bilgilendirildiniz mi?

Elbette. Türkiye sadece demografik bir değişim değil, aynı zamanda etnik temizlik de yapıyor.

- Etnik temizlik derken?

Türkiye, Kürtleri ortadan kaldırmayı hedefliyor. Şu an etnik temizliğin temel hedefi olan demografik değişim faaliyetlerini yürütüyor. Buna Afrin’de tanık olduk. Halk çevre bölgelere sığındı. Siviller bombalandı. Türkiye’nin yaptığı şey kabul edilemez. Ayrıca hiçbir uluslararası kuruluştan destek almamalı. Demografik değişim ve etnik temizlik süreçlerinde Türkiye’nin planlarına yönelik herhangi bir desteği veya onayı Türkiye ile ortaklık olarak kabul edeceğiz.

- İmzalanan anlaşmalara dönelim. Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memluk ile Suriye sınır güvenliği güçlerinin Türkiye sınırı ve Fırat’ın doğusuna konuşlandırılması için bir mutabakat zaptı imzaladınız. Mutabakatın detaylarından bahseder misiniz?

Öncelikle bu mutabakatın Türkiye’nin işgaliyle hiçbir ilgisi yok. Suriye hükümetini birçok kez Türkiye’nin Suriye topraklarını işgal etme bahanelerini çürütmek için askerlerini sınırda konuşlandırmaya çağırdık. Hükümet daha önce bu çağrılara cevap vermedi. Ancak Türkiye’nin son operasyonunun ardından cevap verdi. Hükümet güçlerinin, bizim güçlerimizle Türk askerleri arasındaki tüm temas noktalarına konuşlandırılması konusunda anlaştık.

- Mutabakatı siz ve Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı imzaladı, öyle değil mi?

Evet. Mutabakat zaptı, Suriye hükümeti adına ve Rusya’nın garantörlüğünde imzalandı.

- Söz konusu mutabakat zaptı, Türkiye’nin olası bir askeri hamlesine karşı SDG ile hükümet güçleri arasında herhangi bir işbirliği içeriyor mu?

Açıkçası bu soruyu Suriye hükümetine sormalısınız. Buna ancak Şam cevap verebilir. Hükümet güçleri, Türkiye sınırında konuşlandıklarını resmi olarak duyurmayı planlıyor. Türk işgaline direnme süreci ortak bir ulusal süreç olmalı.

- Şam’dan bunu talep ettiniz mi? Cevap ne oldu?

Bu soruyu onlara sorarsanız daha iyi olur.

- Rusya'nın Şam ile aranızdaki anlaşmayı sağlamaya yönelik önceliklerinden biri 1998 tarihli Adana Anlaşması’nın uygulanması öyle değil mi?

Evet.

- Peki, 1998 yılında Şam ile Ankara arasında imzalanan Adana Anlaşması, PKK’ya karşı ortak işbirliği ve Türkiye’nin Suriye sınırından 5 kilometre derinliğe kadar operasyon yapabilmesini öngörmüyor mu?

Evet. Öngörüyor.

- Öyleyse bu durumun Ankara ile Şam arasında Rusya garantörlüğünde gelecekte size karşı bir işbirliği imkanı yaratmasından endişe etmiyor musunuz?

Öncelikle bir noktayı açıklamama izin verin. Biz Soçi Mutabakatı’ndaki tüm maddeler üzerinde hemfikir değildik. Bunu da ifade ettik. (Adana Anlaşması’yla ilgili) bu madde de dahil olmak üzere bazı maddelerle ilgili çekincelerimiz olduğunu söylüyoruz. Tam olarak onayladığımız ve uyguladığımız askeri taahhütler var. Ancak bazı hususların yanı sıra Suriye'nin ve bölgenin (Fırat'ın doğusu) geleceği ile ilgili bazı konular gerçekçi değil. Bunların yanlış olduğunu düşünüyoruz. Bunu asla kabul etmeyeceğiz.

Adana Anlaşması’na gelince bu anlaşmanın uygulanabileceği bir zeminin oluşmayacağını düşünüyoruz. Adana Anlaşması iki taraf arasında yapılmış. Türkiye, Müslüman Kardeşler (İhvan) ve ona bağlı grupları desteklemekten vazgeçmeli. Türkiye'nin Suriye'ye müdahalesi önlenmeli ve desteklenmemeli.

Türkiye şu an tüm güçleriyle Suriye'de bulunuyor. Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) ve Müslüman Kardeşler’e tam destek veriyor. Suriye’de Adana Anlaşması’nı uygulayacak zemin bulunmuyor.

- Fakat çekilmeler ve devriyelerle Adana Anlaşması’nın bir kısmı uygulandı...

Bunlar askeri açıdan yapılanlar. Ancak anlaşmanın diğer maddeleriyle ilgili çekinceler var.

- Şu an Fırat’ın doğusunda ABD ve DMUK’a bağlı diğer ülkeler ile Türkiye, Rusya ve Suriye’nin askerleri bulunuyor. Anlaşmalara rağmen bölgedeki bu çakışan ve karmaşık ortamda bir çatışmanın patlak vermesi olasılığı konusunda endişe ediyor musunuz?

Açıkçası, durum öncekinden çok daha karmaşık ve askeri sürprizlere açık. Ancak bunun olmasını önlemek için durumu yakından takip etmeye çalışıyoruz. Rusya ve Suriye güçleriyle koordinasyon halinde olan gruplarımız var. Aynı şekilde Amerikan güçleriyle iletişim halinde olan gruplarımız var. Şimdiye kadar askeri sürprizlerden kaçınmak için ellerinden geleni yaptılar.

- Şam ile yapılan mutabakatta siyasi konuların ertelendiği doğru mu?

Bazı şeyleri açıkça söylemeliyim. Öncesinde acil ve istisnai bir durum vardı. O da Türkiye’nin bölgedeki işgal faaliyetleri karşısında birlikte durmaktı. Suriye hükümetiyle bu konuda ortak bir uzlaşıya varıldı. Ancak siyasi anlaşmalara gelince bunun için daha fazla zamana ve diyaloğa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Tarafları temsil eden heyetler siyasi bir çözüme ulaşmak için daha uzun süre bir araya gelmeliler.

- Şam’dan SDG ile olan ilişkisine dair çeşitli açıklamalar işittik. Bunlardan biri de SDG unsurlarının bireysel olarak orduya katılmalarının kabul edilebileceği yönündeydi. Bu konudaki düşünceniz nedir?

Bu konudaki düşüncemiz çok açık. SDG, Suriye’nin milli gücüdür ve savunmasının bir parçasıdır. Gelecekte Suriye’nin savunma sisteminin bir parçası olmak ve aynı zamanda yasal bir boyut kazanmak istiyoruz.

SDG, savaş sırasında Suriye ordusu geri çekildiğinde kuruldu. Bölgeyi hem içeriden hem de dışarıdan Türkiye ve terörist gruplardan gelen saldırılara karşı korudu. Bölgeyi korumayı başardık. Ulusal bir güç olduğumuzu ve askeri yeteneklerimizi gösterdik. SDG’nin Suriye savunma sistemi içerisinde doğal bir yeri olmasını istiyoruz. Suriye'nin kuzeyindeki teröristlerden arındırılmış bu bölgeyi korumak, burada yaşayanlara hizmet etmek ve Suriye ordusu birliklerinden biri olarak bölgedeki ulusal görevlerini yerine getirmek istiyoruz.

- SDG içinde polis ve ordudan kaç kişi var?

Şu an Türkiye işgali nedeniyle gençlere seferberlik çağrısı yapıldığından silahlı kuvvetler ve güvenlik güçleri unsurlarının sayısı arttı. 80 bin SDG üyesi var. 30 bin kişilik iç güvenlik unsurumuz var. SDG toplamda 110 bin kişiden oluşuyor.

- Bu, ordu içerisinde iki kolordu oluşturmaya yetecek bir sayı öyle değil mi?

Evet, doğru.

- Askeri bir oluşum ordudan bağımsız olarak bölgeyi nasıl koruyabilir?

Burada diğer ülkelerden farklı tecrübeler yaşandı. Bunlar sahada mevcut olan bir güç. Onu biz oluşturmadık. 8 yıldır subayları ve askeri personeliyle savunma görevini yerine getiriyor. Dediğiniz gibi iki kolordu şeklinde ya da Suriye’nin kuzeydoğusunda orduya bağlı bir askeri komutanlık şeklinde yapılanabilir.

- Bu düşüncenizi Şam ile paylaştınız mı?

Şu an devam eden görüşmeler var. Görüş ayrılıkları bulunuyor. Ancak ortak bir uzlaşıya varmayı umuyoruz.

- Bu uzlaşıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

SDG’nin ordu içinde özel bir yerinin olması, bölgeye yine bu bölgeden olan kişilerin hizmet etmeleri, bir komutanlığın kurulması, mevcut yönetimin değiştirilmemesi, bu bölgede görev yapması ve yapısının korunması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu yapı Suriye ordusunun genel yapısı ile orantılı olarak değiştirilebilir.

​- Bu düşüncenizi Rusya ile paylaştınız mı?

Evet. Ruslar da konuyla ilgili olumlu düşünüyor. Bu konuda yapıcı bir rol oynuyorlar.

- Rusya sizi Şam'dan daha mı iyi anlıyor?

Rusya garantör ülke olarak her iki tarafı da tatmin edecek bir çözüme ulaşmak için olumlu bir rol oynamaya çalışıyor.

- Rusya’nın ‘Beşinci Kolordu’ tecrübesi tekrarlanır mı?

Hayır. Esasen terör ve işgalle mücadele eden ve başarılı olduklarını kanıtlamış, askeri komutanlara ve büyük askeri kurumlara sahip olan güçlerden bahsediyoruz. Bu güçler varlar ve (Suriye'nin güneyindeki Rusya’ya bağlı Beşinci Kolordu gibi) yeni güçler gerekmiyor.

- Peki ya ABD’nin bu konudaki tutumu nedir?

İsteklerimizi karşılayan bir çözüme ulaşırsak buna itiraz edeceklerini sanmıyorum.

- SDG’nin ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Kürt güçleri olduğunu söyleyenler var. SDG’nin yapısı nedir?

Bunu duydum. Bu suçlamalar asla doğru değildir. Özellikle Türkiye bu yanlış suçlamaları yayıyor. SDG;  Araplar, Kürtler, Süryaniler, Türkmenler ve Ermeniler gibi Suriye halkının tüm bileşenlerinin bulunduğu ulusal bir güçtür. SDG yönetiminde her kesimden temsilciler var. SDG’nin yarısı Araplar ve Kürtlerden, yarısı ise diğer bileşenlerden oluşuyor.

- Fakat Fırat'ın doğusundaki Kürt nüfusunun halkın yarısına eşit olmadığını söyleyenler var. Kürtlerin Arap bölgelerini kontrol ettiği yönündeki suçlamalara ne diyeceksiniz?

YPG başlangıçta Arap bölgelerini DEAŞ’tan kurtarmak için kuruldu. Fakat Araplar dahil olmak üzere tüm grupların yer aldığı koalisyon aracılığıyla SDG’nin kurulmasının ardından Arap bölgeleri SDG tarafından DEAŞ’tan kurtarıldı. Menbiç, Deyr-i Zor, Rakka ve Tabka gibi bölgelerdeki askeri konseylerin liderlerinin hepsi değilse de çoğu bölgenin gençlerinden ve Araplardan oluşuyor. Bu liderler askeri teşkilatlarını yönetiyorlar.

- Gerçek amacınızın Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) örneğini kopyalayıp aynısını Suriye’de hayata geçirmek olduğunu söyleyenler var. Bu ne diyeceksiniz?

Buradaki durum IKBY’den çok daha farklı. Orada Kürtlerin ezici bir çoğunluğu var. Ancak biz Deyr-i Zor ve Rakka gibi nüfusun çoğunluğunu Arapların oluşturduğu bir bölgedeyiz. Bazı bölgelerde hiç Kürt yok. Daha önce de ayrılıkçı bir proje yürütme ya da bir devlet kurma gibi bir düşüncemiz olmadığını defalarca kez vurguladık. Biz bölgeyi bölge halkının yönetmesini istiyoruz, hepsi bu.

- Sizin siyasi yüzünüz özerk yönetim ve siz onu Şam'ın önerdiği yerel yönetim şeklinden korumayı istiyorsunuz öyle değil mi?

Esasen bu bir terminoloji meselesi değildir. Asıl mesele, bölgenin siyasi nitelikte bir yönetime ihtiyacı olmasıdır. Bölgenin siyasi bir yüze sahip olması gerekiyor. İster yerel ister özerk olsun merkezi yönetimin siyasi bir yönü olmalı ve bölge halkı kendi yönetimini seçmeli, yönetmeli, bölgede askeri görevler üstlenmeli, iç güvenlik güçleri olarak kendi bölgesini korumalı. Mevcut model ayrılıkçı bir model değil. Onu korumak ve bu tür terimlerden uzak tutmak istiyoruz.

- Fırat'ın doğusundaki petrol, doğalgaz ve barajlar dahil olmak üzere tüm doğal kaynakların mevcut durumu nedir? Bu konuda Şam ile bir uzlaşı yapıldı mı?

Bu büyük savaşın ortasında ülkenin milli servetini korumak için vatanseverlik görevimizi yerine getirdik. Teröristlerin eline geçmesine izin vermedik, Suriye devletine karşı da kullanmadık. Bu serveti korumayı başardık. Şu anda bile elektrik, barajlar ve petrol zenginlikleri olsun bütün servetleri tüm Suriye halkıyla paylaştığımızı söyleyebiliriz.

- Petrol de mi?

Şu ana kadar herkesin bu zenginliklerden faydalanmasını sağladık. Savaşa rağmen bu ilkeye ulaşıncaya kadar işimizi yaptık.

- İlkeden kastınız nedir?

Yani tüm Suriyelilerin, Suriye devletinin zenginliklerinden faydalanması ilkesi. Suriye devletinin sahip olduğu servet, herkese adil bir şekilde dağıtmalı. Milli servetin tekelleştiğine dair söylenen her şey yanlış. Şu an bu zenginlikleri herkesle, ülkenin tüm bölgeleriyle paylaşıyoruz.

- Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgeler de dahil tüm bölgelere petrol gidiyor mu?

Evet gidiyor. Bunu herkes biliyor. Ancak bu dolaylı olarak gerçekleşiyor. Hükümetle aramızda yapılmış bir anlaşma olmasa da tüm Suriyelilerin bu zenginliklerden faydalanmasını sağlıyoruz. Tabka Barajı'ndan gelen elektrik, Halep'e gidiyor ve batı bölgeleri de bundan faydalanıyor. El-Cezire ve Deyr-i Zor bölgelerindeki petrol zenginlikleri (hükümetin kontrol ettiği) batı bölgelerine ulaşıyor.

- Petrol üretimi ile ilgili istatistikler nedir?

Bu alanda uzman değil. Ancak servet paylaşımının tüm bölgelere ulaşacak biçimde gerçekleştiğini teyit edebiliriz.

- Muhaliflerle diyalog hangi aşamada?

Türkiye baskısının, bu diyaloğu ve tanınan ılımlı muhalif gruplarla yakınlaşmayı büyük ölçüde etkilediğinden şüpheleniyorum. Türk işgalinin ardından buna karşı taraflı bir tutum sergilediler.

- Diyalog durdu mu?

Evet durdu. Şu an herhangi bir ilerleme yok.

- Peki ya Başkan Trump ile ilişkiniz nedir? Washington’ı ziyaret edecek misiniz?

Trump ile ilk kez Türkiye’nin Suriye işgalinin durdurulması için iletişim kurdum. Trump, işgali durdurmak için Erdoğan ile konuşacağına söz verdi. Ardından (17 Ekim’de Ankara’da) ateşkes anlaşması yapıldı. İkinci görüşmemizde ABD güçlerinin Suriye’de kalacağını, birlikte çalışacağımızı ve ABD’nin Suriye’deki varlığının resmi olacağını söyledi. Beni Washington'ı ziyaret etmeye ve bu konuları görüşmek üzere onunla buluşmaya davet etti.

- Bir görüşme olacak mı?

Zamanı geldiğinde ABD’yi ziyaret edeceğiz.

- Türkiye’nin buna bir itirazı var mı?

Şu an Afrin ve diğer yeni alanlar gibi işgal altındaki bölgelerde demografik değişim süreci yürütülüyor. Bu sadece Kürtlere yönelik değil, tüm Suriye halkına yönelik oldukça tehlikeli bir durum. Burada Suriye topraklarının Türkiye’ye eklenmesi gibi bir ‘ilhak’ beklentisi var.  Arap dünyası ve uluslararası toplum bu konu üzerinde durmalı. Suriye’nin geleceğini tehdit eden bu süreci durdurmak için uluslararası topluma baskı yapacak sağlam bir duruş olmalı. (Londra/İbrahim Hamidi)

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.