22 Ekim 2020
  • İstanbul18°C
  • Diyarbakır12°C
  • Ankara10°C
  • İzmir17°C
  • Berlin15°C

ALİ BABACAN: CEYLAN ÖNKOL’UN ŞEHRİNDEN, DİYARBAKIR’DAN HERKESE SELAM

Partisinin 1. Olağan Diyarbakır İl Kongresi'nde konuşan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Kürt sorunuyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Ali Babacan: Ceylan Önkol’un şehrinden, Diyarbakır’dan herkese selam

10 Ekim 2020 Cumartesi 20:13

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Evet, konumuz Kürt meselesi. On yıllarca ‘Sözde Kürt Sorunu’ denilerek inkar edilen, ancak 2000’li yılların başında adı konulabilen, ama ne yazık ki bugün yine yasaklı bir söz haline gelmeye başlayan Kürt meselesinden bahsedeceğim bugün” dedi.

Diyarbakır’da konuşulması gereken en önemli konulardan birinin Kürt meselesi olduğunu belirten Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2005'te Başbakan olarak geldiği Diyarbakır'da "Kürt sorunu vardır ve benim sorunumdur" sözlerini hatırlatarak, gelinen noktayı "Ve her şey 2015’te aynı kişinin “Kardeşim ne Kürt sorunu ya? Artık Kürt sorunu yok, daha ne istiyorsun?” sözleriyle bitti" diyerek şunları söyledi:

“Her şey 2005 yılında o günkü Başbakanın Diyarbakır konuşmasında ‘Kürt sorunu vardır ve benim sorunumdur’ sözleriyle başlamıştı. Ve her şey 2015’te aynı kişinin ‘Kardeşim ne Kürt sorunu ya? Artık Kürt sorunu yok, daha ne istiyorsun?’ sözleriyle bitti. Ben bu konuşmamda acı sonla biten bu hikayeyi unutanlara hatırlatmak ve nereden nereye geldiğimize şöyle bir bakmak istiyorum. 2002 yılı öncesi Kürt sorunu deyince ilk akla gelen şey Kürtçe üzerindeki yasaklardı. 2002-2015 arasındaki yıllar Kürt dili üzerindeki baskıların son bulduğu, Kürtçe televizyon yayınının başladığı, üniversitelerde lisans üstü düzeyde Kürtçe programının açıldığı, şehirlerde Kürtçe tabelaların boy gösterdiği yıllardı. Ama şu anda görüyoruz ki, eğitim veren enstitüler hem müfredat hem de kadro olarak zayıflatılıyor. Vaktinde asılan tabelalar da birer birer kaldırılıyor. Reform yılları; Avrupa’ya kaçmak zorunda kalan Kürt aydınlarının büyük umutlarla Türkiye’ye döndüğü yıllardı. Bugünse çok sayıda aydın ve siyasetçi her an tutuklanma tehdidi altında yaşamaktansa yurt dışına çıkıp gurbetçi olarak yaşamayı göze alıyor. Yani göç yine başladı. Mesela Şivan Perwer 2013 yılında 37 yıllık ayrılıktan sonra Türkiye’ye gelip Diyarbakır’da o zamanki başbakanla el ele tutuşmuştu. Aynı gün Diyarbakır’da başbakanla el ele tutuşan bir başka isim ise, mevcut iklim yüzünden Türkiye’de değil.”

MELAYÊ CEZİRİ’DEN EHMEDÊ XANÊ’YE…

“Diyarbakır’dan herkese selamlarımı iletiyorum” diyen Babacan konuşmasına şöyle devam etti:

“Melayê Ceziri’nin, Ehmedê Xanê’nin, Feqiyê Teyran’ın, İdris-i Bitlisi’nin diyarından, şiirleriyle derdimizin dili olmuş Ahmed Arif’in, Cahit Sıtkı’nın, Sezai Karakoç’un memleketinden, Adaletin peşinde ömrünü feda eden Tahir Elçi’nin, Gözleriyle hafızalarımıza kazınan, 12 yaşında hayatını kaybetmiş Ceylan Önkol’un şehrinden, Diyarbakır’dan herkese selamlarımı iletiyorum. Sözlerimin hemen başında, bundan tam 5 sene önce, Ankara'da vahşi bir saldırı sonucunda hayatını kaybeden 103 vatandaşımızı da saygıyla anıyorum. Hepsine bir kez daha Allah'tan rahmet diliyorum, ailelerine sabır diliyorum.”

"ÜLKEMİZDE BİR ADALET SORUNU VAR"

Konuşmasında AK Parti ve MHP’ye yüklenen Ali Babacan şöyle devam etti:

“Ben bugün bu kürsüden sadece Diyarbakır’a değil, bütün Türkiye’ye seslenmek istiyorum. Ülkemiz zor zamanlardan geçiyor. Ülkemizde bir adalet sorunu var! Haksızlık, hukuksuzluk almış başını gitmiş. İnsan hakları ayaklar altında. Özgürlüklerimizin her biri yavaş yavaş elimizden alınıyor. İfade özgürlüğü kalmadı. Fikrini söyleyenler işten atılıyor, tutuklanıyor. Sosyal medyada eleştiri yapan gençler evlerinden alınıp götürülüyor. Gazeteciler haber yaptıkları için yargılanıyor. Yargının en üst mahkemesine tehditler savruluyor! İktidar partisi ve küçük ortakları, kendilerine göre bir ‘makbul vatandaş’ kitlesi, ‘tek tip insan’ kitlesi oluşturma gayretinde.”

Devletin insan için var olduğunu ifade eden Babacan, “Artık Yeter! Hukuk devletini hiçe sayan bu anlayışı asla kabul etmeyeceğiz. Kim ne derse desin biz, insan haysiyetini, hak ve özgürlükleri, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Biz, adil olacağız. Biz, bu ülkedeki her bir bireyin eşit ve özgür vatandaş olması için mücadele edeceğiz! Unutmayalım ki, devlet insan için vardır. Hiç bir şey insan onurundan, insan haysiyetinden daha önemli değildir. Biz hazırız. Türkiye’nin DEVA’sı bunları gerçekleştirmek için hazır” ifadelerini kullandı.

KOBANİ SORUŞTURMASINA TEPKİ

Kobani soruşturmasına tepki gösteren DEVA Partisi lideri Babacan şunları kaydetti:

“Altı yıl sonra tekrar gündeme getirilen Kobani Soruşturması’na… 2014 yılında yaşanan ve 53 kişinin ölümüne yol açan şiddet olaylarının soruşturulmasına itiraz etmek, hukuk devletini savunan hiç kimse için mümkün değildir. Yargı tabi ki gereğini yapmak zorundadır. Ama yargıdaki dosyalar da ülkeyi yönetenlerin elinde, işlerine gelince rafa kaldırıp ihtiyaç duyduklarında raftan indirip kullanacakları baskı ve şantaj malzemeleri değildir.

2015 yılının Şubat ayında, yani Kobani olaylarından dört ay sonra, hükümet üyeleri Dolmabahçe’de mutabakat metni okurken dört ay önceki Kobani ile ilgili çağrıdan haberdar değiller miydi? Elbette haberdardılar. Ama o tarihlerde Çözüm Süreci devam ediyordu ve Dolmabahçe’deki o fotoğrafa ihtiyaçları vardı. Yıllar geçti, aynı kişilerin bu sefer ihtiyaçları değişti. Bugün ise küçük ortakların peşine takılmış, hızlı adımlarla 90’ların Kürt politikasına doğru koşan yönetimin birilerini düşmanlaştırmaya ve muhalefet partilerini tehdit etmeye ihtiyacı var. Ancak unutmayalım ki, güçler ayrımının net olduğu bir hukuk devletinde Yargı siyasi amaçlara hizmet etmek için bir araç olarak kullanılamaz. Bu tablo kabul edilemez.”

YEREL YÖNETİMLER AÇIKLAMASI

"AK Parti'nin iktidara gelir gelmez gündeme getirdiği konuların başında yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin olduğunu hatırlatan Babacan, HDP'li belediyelere kayyum atanmasını sert sözlerle eleştirdi:

"Muhalefetin engellemesi yüzünden çıkarılamayan Yerel Yönetim Reformu Türkiye tarihinin o zamana kadar gördüğü en köklü reformlardan biriydi. Peki o günlerden bugüne geldiğimizde ne görüyoruz? Seçilmiş belediye başkanlarını makamlarından indirip yerine atanmış kişileri oturtuyorlar! Hem de bir iki değil. 48 belediyeye kayyum atandı. 6’sına da kazandıktan sonra YSK mazbata vermemişti zaten. Halk iradesi, seçme ve seçilme hakkı ayaklar altında. Seçimler adeta bir aldatmaca haline getirilmiş. 4 İktidar seçimle kazanamadığı her belediyeyi hukuksuzca ele geçirmeye çalışıyor. Seçimde kaybettiği şehirlere kayyum atıyor. Sadece belediye başkanları görevden alınmıyor, belediye meclisleri de çalışmaz hale getiriliyor. Vatandaş oy vermiş, birilerini meclise seçmiş, birilerini başkan seçmiş kimin umrunda! Şunu açıkça görüyoruz: İktidarın kayyum politikası, kazanamadığı seçimlerde halkı cezalandırma yöntemine döndü."

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.