23 Eylül 2018
  • İstanbul23°C
  • Diyarbakır32°C
  • Ankara25°C
  • İzmir27°C
  • Berlin13°C

TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ: DURUM RAPORU

Amberin Zaman

19 Şubat 2018 Pazartesi 21:23

“Köprüden önce son çıkış” Washington ile Ankara arasındaki berbat ilişkiyi tarif etmek için epeydir sıkça başvurulan bir ifade.

Geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşme aynı şekilde değerlendirildi. ABD ya Türk tarafını tatmin edecek taahhütlerde bulunacaktı ya da her iki taraf çökmekte olan köprüye doğru hızla ilerleyecekti. Ortak kanı frene basıldığı yönünde.

Peki tam olarak ne konuşuldu, ne kararlaştırıldı?

Bilmek imkansız, zira Erdoğan’ın arzusu doğrultusunda Tillerson, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ya görüşmeye yanına herhangi bir ABD’li görevli veya tercüman almadan girdi.

Diplomatik teamülü ayaklar altına alan bu uygulama Tillerson’un Mart 2017’de Erdoğan ile Ankara’daki ilk görüşmesinde de devreye konmuştu. Dönemin ABD büyükelçisi John Bass dahi odaya alınmamıştı.

Dün görüştüğüm üst düzey bir ABD’li yetkili bu bilgiyi yeniden teyit etti. Ayni görevliye göre Erdoğan tercümansız, büyükelçisiz baş başa görüşmeyi Obama döneminin başkan yardımcısı Joe Biden’a da teklif etmiş, Biden, “Yanımda teknik ekibim olmadan görüşmeler faydasız olur” diyerek ev sahibinin isteğini kibarca reddetmişti.

ABD dışişlerinin görüşme sonrası yaptığı resmi açıklama ve iki bakanın ortak basın toplantısında sarf ettikleri sözler dışında elimizde fazla veri yok. Açıklama tümüyle Türkiye’nin hassasiyetlerini gözeten ifadeler içeriyor. ABD belli ki alttan almayı yeğlemiş.

Çantadaki üç öneri

Yönetim kaynaklarına rahatça ulaşabilen Washington Post köşe yazarı David Ignatius’a göre Tillerson çantasında üç öneriyle gelmiş.

Birincisi Erdoğan’ın “Her an saldırabiliriz” dediği ve fiili olarak YPG denetimindeki Menbiç bölgesinde, TSK güçlerinin de dahil olacağı ortak keşifler düzenlemek. Maksat ABD’nin önceden taahhüt edip de yerine getirmediği şeyi yapıp, YPG’yi Fırat’ın doğusuna çektirmesi. Çekildiklerini kanıtlamak için de Türklerle bölgeyi gezip denetlemesi.

Görüştüğüm güvenilir ABD’li kaynaklar ortak keşif yapma teklifinin ne zamandır masada durduğunu, ancak Türk tarafının ilgilenmediğini ifade etti. Muhtemelen geri çekilmenin ABD’nin bir aldatmacası olacağına kanaat getirdiği için.

Kaynaklarım Menbiç için oluşturulan istişare mekanizmasını ise bir tür oyalama taktiği olarak değerlendirdi. Şöyle ki Türkiye’nin Afrin müdahalesi, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Deyr ez Zor bölgesinde IŞİD’e karşı yürüttüğü operasyonları sekteye uğratıyor. Birçok YPG’li Afrin’e kaydırılıyor. Türkiye ikinci bir cephe açıp Menbiç’e yönelirse işler daha da sarpa saracak. ABD Menbiç sorununu tartışarak, zamana yayarak, Türkiye’nin olası bir operasyonunun önünü almak istiyor.

Ancak aynı kaynaklara göre Türkiye’nin dayattığı ‘YPG yanlısı Menbiç Askeri Konseyi dağılsın, yerini ÖSO ve Türkiye’ye yakın yerel unsurlar alsın’ formülüne ne Menbiç halkı ne de ABD sıcak bakıyor.

Yine de Erdoğan’ın Tillerson’un Menbiç konusundaki teklifini iç kamuoyuna bir zafer olarak sunması şaşırtıcı olmaz. Operasyon planlanıyorduysa da rafa kaldırılır. Böylece ABD amacına ulaşmış olur. Yeter ki Devlet Bahçeli rahat dursun.

Tillerson’un sunduğu ikinci öneri ise Afrin’de oluşturulacak bir tampon bölge için destek. Burada görüştüğüm hiç kimse bu teklife anlam veremiyor. Afrin Rusya’nın hakimiyetinde. Dolayısıyla ABD’nin Türkiye’ye sunacağı bir şey yok. Türkiye zaten çoktan tampon bölge kurdu. Bu, Türkiye ile Rusya’nın arasına nifak sokmaktan öte bir şey değil.

Ignatius’un iddiasına göre Tillerson’un masaya koyduğu üçüncü unsur, ABD’nin Türkiye’ye öteden beri verdiği söz: IŞİD’le mücadele biter bitmez, YPG ile ilişkiler sona erecek. Tillerson’ın bu konuda takvim belirtip belirtmediği belli değil. Ancak eğer gerçekten YPG’den vazgeçeceklerini söylediyse bu daha geçenlerde Stanford Üniversitesi’nde açıkladığı yeni Suriye politikasıyla çelişiyor. Tillerson artık IŞİD’i yok etmekle yetinilmeyeceğini, İran’ı dizginlemek ve Esad’ın çekilmesini sağlamak için ABD güçlerinin süresiz Suriye’de kalacağını belirtmişti. Bu da Pentagon’un öve öve bitiremediği YPG öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri’yle işbirliğini sürdürmeden mümkün değil.

Tillerson’un çizdiği  bu iddialı tablo sadece Türkiye’yi değil Rusya, İran ve rejimi de çıldırttı çünkü hepsi ABD’nin Suriye’den çıkmasını istiyor. Rusya’nın ‘Zeytin Dalı Harekatı’na yeşil ışık yakmasının temel nedenlerinden birinin Suriye’de kızışan ABD-Rusya rekabeti olduğu sır değil.

Ve bu rekabet öyle garip haller almaya başladı ki an itibarıyla ABD’nin telkinleriyle YPG rejimle Rusya’ya rağmen Afrin konusunda pazarlık yürütüyor! YPG, rejimin bir önceki yazımda sıraladığım taleplerini değerlendiriyor. Özetle rejimin Afrin’e girmesini…

En kritik bölüm

Kanaatimce Tillerson-Erdoğan görüşmesinin en kritik bölümü ABD Kongresi’nin Türkiye’ye yönelik olası yaptırımlarıyla ilgili olanıydı.

Biri Adana diğeri İstanbul’da görevli Türk uyruklu ABD konsolosluğu personeli halen sırasıyla PKK ve ‘FETÖ’ ile işbirliği iddialarıyla cezaevinde tutuluyor. Bir diğer Türk uyruklu İstanbul konsolosluğu görevlisi de yine ‘FETÖ’ ile bağlantılı olarak ev hapsinde. İzmir’de ise ABD’li pastör Andrew Brunson bir yılı aşkın süredir tümüyle düzmece iddialarla cezaevinde çürüyor. Sağlığı hızla kötüye gidiyor. Geçtiğimiz günlerde NASA’da görevli Türkiye kökenli Amerikalı fizikçi Serkan Gölge’nin 7.5 yıl hapis cezasına çarptırılması üzerine tüy dikti.

ABD Kongresi”nde Erdoğan iktidarına yönelik öfke gün geçtikçe kabarıyor. Kongre’yi yakından takip eden eski CHP milletvekili Aykan Erdemir’e göre Ermeni ve Rum taraftarı Kongre üyelerinden öte neredeyse tümü Türkiye’nin cezalandırılmasını istiyor. Erdemir’in ifadesiyle bir dip dalga söz konusu. Hatta buna tsunami denebilir.

Öngörülen yaptırımların başında ABD vatandaşlarının ve konsolosluk personelin ‘rehin alınması’na neden olan Türk yetkililerine ABD vizesi vermemek veya mevcut vizelerini iptal etmek. 30 kişilik bir listeden söz ediliyor. Ancak kimi Kongre üyeleri daha da öteye gidip Erdoğan’ın yakın çevresi, hatta aile fertleri için vize yaptırımı getirilmesini istiyor. Yıllardır Türkiye’deki hak ihlalleri konusunda Kongre’ye brifing veren bir tanıdığım, “Hava o kadar sert ki yatıştıran, itidal telkin eden taraf ben oldum” dedi.

Bir diğer seçenek ise Türkiye’den hafif silah alımını durdurmak. Türkiye bu satışlardan yılda takriben 100 milyon dolarlık bir kazanç sağlıyor.

Tillerson’ın Kongre’yi engellemenin imkansız olduğunu, işlerin Türkiye’deki gibi yürümediğini Erdoğan’a ağır Teksas aksanıyla anlatmış olması muhtemel. Tabii Cavuşoğlu ne kadarını tercüme etti veya edebildi, orası meçhul. Ve resmi zabıt tutulmadığı için de öyle kalacak.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.