20 Kasım 2017
  • İstanbul7°C
  • Diyarbakır12°C
  • Ankara9°C
  • İzmir10°C
  • Berlin5°C

NOR-MAL-LEŞ-ME

Aslı Aydıntaşbaş

15 Haziran 2017 Perşembe 10:34

New York - Dün, birkaç haftalık bir ABD gezisinden sonra İstanbul’a uçmaya hazırlanıyordum ki, Enis Berberoğlu’na tutuklama kararı verildiği haberi geldi.

Ne kafa kaldı, ne yazı. “Bir dost daha mı hapishaneye gidecek?” diye kara kara düşünmeye başladım.

Enis, yılların gazetecisidir. Şu an CHP milletvekili olsa da bizler onu hep gazeteci kimliğiyle tanıdık. Sadece biz değil, bir dönem Hürriyet’in genel yayın yönetmeni olması vesilesiyle, Türkiye’yi yöneten kadrolar da Enis’i yakın tanıdı. Terörist ya da casus olmadığını en iyi onlar biliyorlar. Onlarca defa Cumhurbaşkanı’nın uçağında seyahat etti; Türkiye’nin en hassas kurumlarındaki brifinglere katıldı. Bir zamanlar gazeteciliğiyle saygı gören bir insanın devran dönünce hapis cezasına çarptırılması, vicdanları sızlatmıyor mu?

Diyeceksiniz ki, vicdan sızlatan o kadar çok şey var ki! Doğru, var. Cezaevlerinden gelen mektuplar var; sesini duyuramayan ancak ağır mağduriyetler yaşayan vatandaşlar var; hapiste meslektaşlarımız var. Var da var.

Peki, bu ülke ne zaman bir “normalleşme” dönemine girecek? Hep aynı karanlığın içinde, hep aynı cümlelerle mi yaşayacağız? Havada asılı cümlelerin, bitik ezberlerin esiri mi olacağız? Türkiye’yi yöneten insanlara seslenmek istiyorum. Siz, bu durumun sürdürülebilir olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevabı ben vereyim. Sürdürülebilir değil. İçten içe kendini kemiren, kurumları iflas etmiş bir ülke görüntüsündeyiz. Sürekli enerjisini içeride tüketen, “iç düşman” kavramına esir olmuş ve başını kaldırıp alternatif bir oyun kuramayan bir durumdayız.

Türkiye’ye yönelik iç ve dış tehdit olmadığını savunacak değilim. Haşa! 15 Temmuz darbe girişimini, hep birlikte yaşadık. Toplumda ağır travmalar var. Kürt meselesi her gün yürek yakan bir şiddet sarmalı olarak devam ediyor. Daha da ötesinde, Ortadoğu’da Türkiye’yi kuşatmaya yönelik yeni bir hamle olduğu da aşikâr.

Bütün bunlar gerçek. Ama yine başa dönelim: Biz buradan nasıl çıkarız? Türkiye için yazılan “orta ölçekli Ortadoğu otokrasisi” senaryosunu yırtıp atma imkânı yok mu? Hep vasatın hüküm sürdüğü, yıllar yılı tükenmişlik sendromu yaşayan bir ülke olarak mı kalacağız?

Türkiye için tek çıkış yolu, demokrasiye dönüş. İç ve dış sorunlarla yüzleşebilmenin başka imkânı yok. Yukarıda anlattığım kısırdöngüyü kırmanın başka yolu da yok.

Çok büyük adımlardan söz etmiyorum. Kimse hayal görmüyor. Ama artık Türkiye’yi yöneten kadroların “normalleşme” sözünü telaffuz etmeye başlaması lazım. Kısıtlı da olsa, yavaş da olsa nor-malleş- me. İhtiyacımız olan bu.

Normalleşme sürecinin ilk adımı, tutuklu Cumhuriyet gazetesi yöneticilerinin temmuz ayındaki duruşmada serbest kalması olmalı. Bu, Türkiye’de inanılmaz bir rahatlama yaratır. Hukuk sisteminin tamamen kaybettiği meşruiyet ve inandırıcılık zeminini toparlamasının ilk adımı olur. Avrupa Konseyi ile durma noktasına gelen sürecin yeniden başlayabilmesine ve Ankara’nın istediği gümrük birliği müzakerelerine imkân tanır. İçeride ve dışarıda pozitif yankısı olur.

Demokrasinin bu kadar gerilediği bir yerde, Türkiye’nin bir anda düzelmesini kimse beklemiyor. Ancak bu yaz ağızlardaki söz, “Normalleşme” olmalı. Özellikle iktidar bloku içindeki makul isimler ve gazeteciler, bu mottoyu ağızlarına pelesenk etmeli.

Çünkü günün sonunda bu dipsiz kuyudan hep birlikte çıkmak zorundayız.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.