13 Aralık 2017
  • İstanbul14°C
  • Diyarbakır1°C
  • Ankara0°C
  • İzmir8°C
  • Berlin0°C

KÜRTLERİN BAĞIMSIZLIK REFERANDUMU

Süleyman Çevik

19 Ağustos 2017 Cumartesi 09:57

Son yüzyılda Ortadoğu ve Kürt coğrafyasında sınırları belirleyen yabancı ve yerli devletler bölge gerçeklerini bir tarafa iterek kendi çıkarlarına göre sınırları belirlediler. Burada yaşayan halklara sorulmadan yapılan bu düzenlemenin sonunda bölgede birçok Arap devleti kuruldu, Kürt coğrafyası da dört parçaya bölündü.

Birileri 1990 yılında Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmesinin bağımsız bir Kürdistan devletini hayal eden Kürtlerin bu rüyasını bu kadar gerçeğe yakınlaştıracağını söylese kimse inanmazdı.

Kuveyt’i işgal eden Saddam, Amerika ve koalisyon güçlerince buradan çıkarıldıktan hemen sonra bu kez Kürtlerin üzerine yürümüş ve 1 milyon Kürt’ün mülteci olmasına yol açmıştı. Kürtleri Saddam’ın saldırılarından korumak adına BM Güvenlik Konseyi de Irak devletinin 36. Paralelin yukarısına çıkmasını yasaklamış ve bugün kü Irak Kürdistan bölgesinin temelleri atılmıştı.

BM’nin bu kararı, tarihte ilk kez bu kadar Kürtleri bağımsız devlet hayaline yakınlaştırmış ve bugün de 25 Eylül’de bağımsızlık referandumunu yapacak kadar bu toprakların sahibi kılmıştı.

Saddam Hüseyin’in bu saldırıları onun sonu olmuş; Kürtleri de hayallerinin eşiğine getirmişti. Kürtler kısa bir zaman içinde, 1992’de özerklik ilan etmiş, seçimleri yapmış ve bu topraklarda fiilen onların idaresi kurulmuştu.

2005 yılında da Irak merkezi hükümetince de bugünkü federal yapısı kabul edilen Kürdistan, bu tarihten itibaren uluslararası dünyanın da ilgisini çekmeye başlamıştı.

2007 yılına kadar Kürdistan yönetimine tahammül etmeyen Türkiye’nin söz konusu yönetimle hiç de iyi ilişkileri yoktu; dünya devletleri Kürdistan bölgesine gelince ve buranın artık eskisi gibi olmayacağı anlaşılınca, Türkiye de zamanla Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimiyle ilişkilerini düzeltti ve buradaki ticari imkânlardan istifade etmeye başladı. Sonraları da neredeyse Türkiye’nin ilişkilerinin en iyi olduğu komşusu oldu…

Birçok bedeller sonucu kurulan Irak’taki Kürtlerin bugünkü federal yapısı çok yeni ve bağımsız olmamasına rağmen Ortadoğu standartlarının çok üstünde bir yapıya dönüştü. Bu yapıda Kürtler ile diğer milletler arasında eşitlik var, serbest seçimler var, farklı partiler var ve farklı dil ve dinlere tolerans var.

Kürtler ilk defa demokratik ve çok da haklı olarak medeni bir şekilde bağımsız bir devlete adım atmak adına 25 Eylül’de bağımsızlık referandumuna gidecekler. Bu nedenle “Bağdat’la devam mı, yoksa ayrılmak mı” referandumu tarihi bir öneme sahiptir.

Burada kendi Kürtleriyle sorunlarını çözmemiş İran ve Türkiye’nin tepkileri dikkat çekicidir. Merkezi Irak hükümeti bile bu iki ülke kadar tepki göstermiyor.

Bu tarihi eşiği geçecek olanlar Kürtler değil de, İran veya Türkiye’ye yakın birileri olsaydı işin rengi değişirdi; tehdit etmek veya engellemek bir tarafa bütün güçleriyle destekler ve sahip çıkarlardı. Söz konusu Kürtler olduğundan, her iki devletin de Kürtlerle çözülmemiş bir sorunu da olunca, böyle oluyor.

25 Eylül’deki bağımsızlık referandumuna karşı çıkmaları, eleştirmeleri ve zaman zaman aba altında sopayı göstermeleri bu yüzdendir.

Doğrusunu belirtmek gerekirse, Türkiye İran’a göre meseleye biraz daha temkinli yaklaşıyor ve daha yumuşak bir üslup kullanıyor. Bunun sebebini Türkiye’nin kendi özel şartlarının yanı sıra Barzani’nin Türkiye ile ilişkilerinde ve Goran ile Komela gibi partilerin de İran’la olan ilişkilerinde aramak gerekiyor. Bilindiği gibi İran’la ilişkileri olan bu her iki parti de referanduma karşı çıkıyor.

Yıllardır fiilen bölünmüş olan Irak’ın bir daha Saddam dönemine dönmesinin imkânı yoktur. 2005 yılından bu yana Irak merkezi hükümetince de federal statüsü kabul edilen Irak Kürdistan bölgesi, uzun bir süredir bütçeden kendisine ayrılmış kanuni payı alamadığından ekonomik krizle mücadele etmektedir.

Merkezi hükümetle çıkan krizleri bir türlü çözemeyen ve gelirlerden kanuni paylarını alamayan Kürtlerin önünde bir an önce referanduma gidip ayrılmayı istemek dışında zaten başka bir seçenek kalmamıştı.

Türkiye şimdilik referanduma karşı çıkıyor; yukarıda belirtiğim gibi ilk zamanlar Kürdistan bölgesel yönetimin bugünkü statüsüne de karşı çıkıyordu. Türkiye’nin her zamanki geleneksel tavrı bu olsa da bölgedeki bazı dengelerden dolayı yarın tavrı değişebilir, Türkiye yeni bir siyaset de izleyebilir.

Ne geçmişte, ne de bugün Barzani ailesinin Türkiye’nin içişlerine karışmak gibi bir siyaseti olmamasına, üstelik de uzun bir dönemdir Türkiye ile iyi ilişkileri olmasına rağmen Türkiye’nin referanduma karşı çıkmasını neyle izah edebiliriz?

Kürtlerin bağımsızlık referandumu için aba altında sopayı gösterip tehdit edenlerden sadece Irak’taki Kürtler değil, dünyadaki diğer Kürtler de ciddi bir şekilde rahatsız olur. Bu karşıt siyasetin ne Türkiye’ye ne de Müslümanlara faydası olmaz. Kürtlerin artılarına takoz koyan Türkiye Kürtleri kazanamaz; Kürt meselesinde resmi siyasetin peşinden giden Müslümanlar da Kürtlerin kardeşliğini kaybeder.

Artık yüzyıl önce çizilen sınırlar kalmamıştır. Yüksek oranda çıkacak “evet”lere kim ne diyebilir? İnsanların demokratik yollardan kendi geleceklerine karar vermeleri kadar insani bir şey olabilir mi?

Kendinden olan herkese hak ve özgürlük talep edeceksin, fakat farklı din ve etnik kimliğe ait olanlar için tam tersini isteyeceksin. Böyle bir yerde hiçbir zaman birlik, huzur ve kaynaşma olmaz. Bunu en iyi bilenler de devletin idarecileri olmalıdır…

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.