22 Kasım 2017
  • İstanbul13°C
  • Diyarbakır5°C
  • Ankara1°C
  • İzmir5°C
  • Berlin8°C

KÜRDİSTAN; ZOR ZAMANLAR

Bayram Bozyel

25 Ekim 2017 Çarşamba 15:34

Kürdistan’da, bağımsızlık referandumun yapıldığı 25 Eylül’de ulusal coşku zirve yaptı. Kürtlerin yüzyıllık tarihinde eşsiz bir gündü o gün. Dünyanın dört bir tarafındaki Kürtler bir sel gibi Hewlêr’e akmış, o tarihi anın sevincini paylaşmak üzere orada buluşmuşlardı.

Bağımsız bir Kürdistan artık sadece zaman meselesiydi.

Elbette Kürt halkının düşmanları da boş durmuyordu. 25 Eylül’de Kürdistan halkının ortaya çıkan iradesinin boğulması için sinsi planlar yapılıyor, Kürdistan’a dönük ekonomik, siyasi ve askeri ablukanın sıklaştırılması için hummalı bir trafik yürütülüyordu.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 25 Eylül’ün ertesi günü yaptığı açıklamada Kürdistan referandum sonucunu tanımayacağını bildirdi.

Bağımsızlık referandumu sürecinin sonrasını esas olarak ABD’nin bu açıklaması belirledi. Ve hep olduğu gibi ABD’nin bu tavrına bağlı olarak batılı devletler yaptıkları peş peşe açıklamalarla saflarını netleştirip referandum karşıtı cephede olması gereken yerde dizildiler.

ABD’nin bu karşıt tavrından en çok cesaretlenen elbette Irak ve İran rejimi oldu. Kürdistan’ı dört bir taraftan kuşatma hazırlıklarını yürüten Irak ve İran (ve bir ölçüde Türkiye) ABD’nin ilgili açıklamasından sonra, önlerindeki son engelin kalktığı hesabıyla Kerkük cephesinden saldırı hazırlıklarına geçtiler.

Kerkük’e ilk saldırı hazırlığı haberleri geldiğinde on binlerce gönüllü Heşdi Şabi ve Irak ordusuna karşı savaşmak üzere Kerkük’e akın ediyordu. Kerkük ve civarında büyük bir seferberlik söz konuydu. Moraller yüksekti, herkes Kerkük’ü savunmak üzere büyük bir inançla cepheye koşuyordu.

15 Ekim’de KDP ve YNK bütün kadrolarıyla Dokan’da Kürdistan Bölge Başkanı Mesut Barzani ile Irak Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanmış, Kürdistan’ın her türlü saldırıya karşı savunulacağına dair güçlü bir mesaj verilmişti.

Dokan’da söz konusu toplantının yapıldığı o saatlerde Mele Bahtiyar’ın deyişiyle başkaları arkadan başka işler çeviriyordu. Talabani’nin çocukları (bunların tek başlarına bu işleri çevirdiklerini düşünmek saflık olur) İran’ın derin adamı Kasım Süleymani ve Ebadi’nin temsilcileriyle Kerkük’ün teslimine ilişkin kirli bir pazarlık yürütüyordu.

16 Ekim’de Talabani’nin söz konusu yakınları Bağdat ve Tahran ile varılan anlaşma gereğince geri çekilince, Heşdi Şabi ve Irak ordusunun Kerkük’e girişi önünde artık hiçbir engel kalmamıştı. Bu durum Kürdistan Bölge Yönetimi’ni de tam bir açmazla karşı karşıya bıraktı. YNK’den Kosret Resul’un çözülmeyi önlemeye dönük girişimleri sonuçsuz kaldı. Bu durumda KDP’nin tek başına bir inisiyatif alması ise hem zor hem de işleri daha da karışık bir hale getirebilirdi.

Kerkük’ün işgalinden sonra Heşdi Şabi tartışmalı diğer bölgeleri (Xanekin, Mahmur ve Şengal’i) de kısa bir sürede kontrol altına aldı.

Bağdat yönetimi iç ve diş tepkiler üzerine Heşdi Şabi güçlerini Kerkük dahil diğer kent merkezlerinden geri çekti. Ancak bu durum, söz konusu yerlerin tekrar Peşmerge denetimi altına girdiği anlamına gelmez. Gelinen aşamada Peşmerge 2014 yılındaki sınırlarına çekilmiş durumda.

Yer yer Peşmergenin sert direnişi ile karşılaşmasına karşın Irak ordusu ve Heşdi Şabi güçleri Kürdistan’a dönük saldırılarını sürdürüyor. Amaç Kürdistan’ı dört bir taraftan kuşatarak Kürt halkının bağımsızlık iradesini kırmak. Dünya ise bütün bu hoyratlık ve ahlaksızlığı büyük bir aymazlıkla seyrediyor.

Kürdistan’a dönük bu kirli saldırının bir de yan amacı var: Kürtler arası bir savaşı çıkartmak ve giderek Kürdistan’ı kendi içinde bölüp etkisiz hale getirmek. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de böyle bir plan İran ve Bağdat’ın gündeminde olmaya devam edecek.

Bütün bu hızlı ve beklenmedik gelişmeleri nasıl yorumlamalı.

Birincisi, bütün bu yaşananların nedeni 25 Eylül’de yapılan bağımsızlık referandumu mu? Acaba bağımsızlık referandumu yapılmasaydı Kürdistan bu saldırıyla karşılaşmayacak mıydı?

Hiç kuşkusuz bağımsızlık referandumu yerinde bir karardı ve referandum yapılmasaydı da Irak ordusu yine de Kürdistan’a saldıracaktı. İŞİD saldırısı karşısında çil yavrusu gibi kaçan Irak ordusu toparlanıp güç biriktirmek fırsat kolluyor, Kürdistan’a kaptırdığı Kerkük ve diğer tartışmalı bölgeleri geri almak için Musul operasyonunun bitmesini bekliyordu. Ayrıca Irak ordusu İŞİD’e karşı yürütülen savaşta savaş kapasitesini artırmış, kendine olan güveni tazelemişti. 25 Eylül referandumu Irak ordusuna Kürdistan’a saldırmak için ekstra bir fırsat sunmuş oldu.

İkinci temel sorun şu ki bu kez Kürtler içerden ihanete uğradı. Başka bir deyişle Kürtler “Aşil topuğu”ndan vuruldu. Kürdistan’a karşı geliştirilen bu sinsi ve hain plana Talabani’nin birkaç yakının tek başlarına karışmış olması (ya da öyle gösterilmesi) durumun vahametini ortadan kaldırmaz. Elbette gelinen aşamada ağırlıklı olarak YNK’nin bu komplo dışında olması ve Kürdistan Bölge Başkanı ile birlikte hareket etmesi son derece önemli. Ancak yine de ortada ciddi bir sorun var ve bu sorun esas olarak Kürdistan Bölge Yönetimi’nin ortak bir sorunu. Kürdistan Bölge Yönetimi, içerde güçlü ve sağlam bir zemin oluşturmadan kötü talihini değiştiremez.

Üçüncüsü ise uluslararası ilişki ve bağlantılarla ilgili. Günümüzde birçok soruna ilişkin olarak ahlaki ilke ve evrensel normların yeterli olmadığı 25 Eylül referandumu ile bir kez daha ortaya çıktı. Sağlam bir zemine oturtulmuş, tarafların çıkar ve beklentilerini gözeten, hamasetten uzak, sürdürülebilir bir uluslararası ilişki ve desteğe ihtiyaç var. Kürdistan dünyada tek başına değil. Her siyasal aktör ve devlet gibi Kürdistan Bölgesi uluslararası düzeyde kendine sağlam müttefikler bulmalı, böyle bir zemin üzerinden yoluna devam etmeli.

Bugün (25.10.2017) Kürdistan Bölge Hükümeti tarafından yapılan bir açıklamada Kürdistan’daki savaş faaliyetlerinin durdurulması ve Bağdat ile Anayasal çerçevede yeniden diyaloğa geçilmesi karşılığında 25 Eylül referandum sonuçlarının askıya alınması önerisinde bulunuldu. Kuşkusuz bu içilmesi zor acı bir ilaçtır. Ancak son tahlilde koşulların, Kürdistan’ın karşı karşıya bulunduğu zorlukların dayattığı bir sonuçtur. Bir halkın özgürlük tarihinde olmayacak bir durum değildir.

Kürdistan’ın soluklanmaya, yaralarını sarmak için bir miktar zamana ihtiyacı var. Kürdistan Hükümeti’nin atacağı hiçbir geri adım Kürt halkının bağımsızlık iradesine halel getirmez. Kürt halkı nice badireleri aştı, bugünleri de aşar.

Burası Ortadoğu’dur. Koşuların, dengelerin, hesapların an be an değiştiği bir bölgedir. Geçen yüzyıldan kalma düzenin sürgit devam etmesi mümkün değil. İliklerine kadar kokuşmuş, bütün meşruiyet dayanaklarını yitirmiş bölge devletleri daha fazla ayakta kalamaz. Kürtler olmasa da bu rejimler varlıklarını sürdüremez.

Dengeler bugün ne kadar aleyhte olursa olsun Kürdistan Ortadoğu’nun yegâne gerçeğidir. Kürdistan halkı ise Ortadoğu’da barış, demokrasi ve istikrar adına tek umuttur. Koşullar değişir, hiç olmadığı yerden yeni kapılar aralanır, Kürt halkının önüne hiç ummadığı yeni fırsatlar çıkar. Batılı güçlerin de Kürtlerin kapılarında sıraya gireceği günler uzak değildir.

Umudumuzu diri tutalım.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.