20 Temmuz 2018
  • İstanbul27°C
  • Diyarbakır34°C
  • Ankara25°C
  • İzmir31°C
  • Berlin24°C

İKTİDARIN DEĞİŞMEYEN MANTIĞI (2)

Bayram Bozyel

09 Nisan 2018 Pazartesi 16:25

Bir önceki yazımda İbni Haldun’un (1332-1406) Mukaddime adlı ünlü eserinde toplumların gelişimi ile ilgili yaptığı göz kamaştırıcı yalınlıktaki tespitlerine değinmiş, bu yönüyle modern tarih ve sosyolojinin öncüsü sıfatını hak ettiğini belirtmiştim. İbni Haldun, Marx’tan yüz yıllar öncesinde, toplumların sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde olduğu gerçeğini öngörmüş, tarihsel gelişmenin tayin edici faktörünün ekonomik ilişkiler olduğu sonucuna varmıştı.

Bu yazımda İbni Haldun’un bugün hala geçerliliğin koruyan iki tarihi tespitine yer vereceğim.

Bunlardan ilki devletin-iktidarın bin yıldır değişmeyen mantığı ile ilgilidir.

Bilindiği gibi ulus-devlet öncesi devletler çoğunlukla kabile, aşiret, soy sop ölçeğine dayanıyordu. Roma İmparatorluğu gibi kıta aşırı genişlikteki birkaçı sayılmazsa, İbni Haldun’a göre, kendi çağındaki devletlerin yaşam süresi üç kuşağın ömrünü (120 yıl) aşmıyordu. İbni Haldun, devletlerin de tıpkı diğer canlılar gibi doğup geliştiklerini ve sonunda yok olup tarihe karıştıklarını çok net bir biçimde açıklığa kavuşturmuştu.

Devlet-iktidar süreçlerini üç aşamada ele alan Haldun söz konusu aşamaları şu şekilde açıklar.

Birinci aşama, coşkuyla amaca ulaşma, mülkü ve devleti ele geçirme, yani egemenlik kimlerin elindeyse, onlardan çekip alma aşamasıdır. Bu aşamada topluluk içinde asabiyet (dayanışma) oldukça güçlüdür. Topluma örnek nitelikteki devlet ileri gelenleri, devlete ait olan şeyleri koruyup gözetmede örnek bir tutum sergilemektedirler, toplumlarından hiçbir şekilde kendilerini ayrı tutmazlar. Çünkü, bunun böyle olması, yengiyi, başarıyı elde ettiren asabiyetin gereğidir. S.25

 “Devlet başkanı kendi toplumuna dayanarak işini sonuca ulaştırır. Toplumu (siyasi çevresi) yakınlık bağı olanlardır; bunlar görevindeki yardımcılarıdır aynı zamanda… Ülkesinin sorunlarını çözmeye, devlet yöneticiliklerine bunların içinden seçtiklerini atar. Çünkü bunlar başkalarına üstün gelme işinde yardımcıları, devlet işinde ve birinci aşama boyunca, tüm öteki konularda yetkisini paylaşan ortaklarıdır.

“İkinci aşama, devlet başkanının topluma karşı bağımsızlık sağlama ve “tek adam olma” aşamasıdır. Toplumun öteki bireylerinin dışında egemen olma, öteki bireylerin egemenliği paylaşmaya ve egemenlikte ortak olmaya yönelik çabalarını önleme aşaması… Bu aşama, devletin egemeni kendine yardımcı adamlar edinmekle, köle kökenli yabancılar, yapay akrabalar sağlamakla ve bunların sayılarını çoğaltmakla, egemenliğini paylaşmak isteyen kabile ve aşiret üyelerinin saldırılarını bastırma yoluna gider. Devlet egemeni, baştaki yakınlarını yetkiden uzaklaştırır, her yönden bunların önüne geçer. Öyle olunca da iktidardan dışlananlar devlet başkanının düşmanları arasına girip gerçek birer düşman oluverirler. O zaman devlet başkanı yetkisini ve yönetimini onlara karşı savunmak için kendi kabilesinden, kendi soyundan olmayanların yardımlarına başvurma gereği duyar…Eski ortakları bırakıp bu yenilerini dost edinir, onları önemli görevlere getirir. O zaman bu yeni yardımcıları, daha yakın olurlar devlet başkanına. Devlet başkanının gözdeleri, ün edinmede ve yetki alanlarında yeğ tutulan yapay akrabaları olurlar… İşte bu yolla devlet başkanı kendi kavim ve kabilesinden kurtulur. Kurtarıcılarına alabildiğine değer vermeye başlar, onları yeğler, kendi kabilesinden kişilerin elinde olan birçok şeyi, yeni yardımcıları arasında paylaştırır.

“Üçüncü aşama, mal ve servet biriktirme, kalıcı izler bırakma, uzaklarda ve gelecekte güzel anılarla anılmayı sağlama gibi meyveler toplama aşmasıdır… Devletin egemeni, bu aşamada kendinden öncekilerin toplayıp biriktirdiklerini kendisinin ve dostlarının zevk ve şehvetleri için tüketir. Devlet işlerini ehil kişilerden, yakınlarından alıp bu işin üstesinden gelemeyeceklere vermesi yakınlarını ve dostlarını incitir.

“İşte bu durum devletin (iktidarın) kendi içine kurt düşürdüğünü gösterir. Onulmaz hastalığa yakalandığının belirtisidir bu. Zaferin dayandığı kabile birliği bozulduğu için. O günden başlayarak, devlet adamlarının sağlıklarını bozan yürek sıkıntısı geldiği, devlet başkanına düşmanlık oluştuğu için. Bunlar devlet başkanına içerlerler, onun başına dertler, belalar gelmesini beklerler, dilerler. Bunun zararı da döne dolaşa devlete dokunur. Böyle bir devletin söz konusu hastalıktan kurtulması, artık beklenemez. Bu durum devlet yıkılıncaya kadar sürer. S.27

İbni Haldun’un bin yıl öncesinden yaptığı söz konusu tarihi gözlem günümüz AK Parti iktidar deneyimine ne kadar da cuk oturuyor, değil mi? İktidarının birinci aşamasında bir kadro hareketi olarak yola çıkan ve birçok güçlüğü bu kadro sayesinde aşmayı başaran AKP iktidarı, iktidarının ikinci aşmasında, reis-başkan iktidarın bütün gücünü elinde toplayarak dünün yakınlarını tek tek kendinden uzaklaştırıp küstürmektedir. Son aşamada, yani bugünlerde ise tam da İbni Haldun’un tespitine uygun bir biçimde dışardan, kendi partisi dışından (Soyluları, Kurtuluşları ve Bahçelileri vb.) yardımına çağırarak iktidar yetkilerini onlarla paylaşma yoluna gitmektedir.

İbni Haldun bu aşamada artık devletin içine kurt düştüğünü söyler. Tam da şimdilerde Ak Parti iktidarında olduğu gibi. Cilt 2 S.37

Dahası var.

“Devlet gücünü kullanan egemen, ezici, sert yaptırımlarla cezalandırıcı, insanların ille de suçlarını araştırıp günahlarını sayıp dökücü olduğu zaman, yönetilenleri, korku ve aşağılık duygusu kaplar. Yönetilenler, kurtuluş için yalana, hileye, aldatmacaya sığınmaya başlarlar. Giderek bu huyları, alışkanlık durumuna getirirler ve bu yüzden, görüşleri, ahlakları bozulur…” S.49

Tarih, kendini tekerrür etmekte bildiğimizden de inatçı görünüyor. Hegel’in dediği gibi insanlar ve devletler tarihten gerekli dersleri çıkartmama huyunu ısrarla sürdürüyor.

Yenilenlerin ruh hali

İbni Haldun’un bir de Kürtlerin dikkatle üzerinde durmaları gereken çarpıcı bir tespiti var.

Kabilenin devlet aşamasına ulaşmasını engelleyen nedenlerden biri de onun aşağılığı kabullenmesi ve başkalarına boyun eğmesidir. S.303

Yenik olan yenene uyma eğilimindedir. Kılık, İnanç/düşünce (buna egemenlerin dilini de ekleyebiliriz. BB) yönünden ve daha başka yönlerden gösterir uyma eğilimini. S.317

İnsan her zaman kendini yenende bir üstünlük bulunduğuna, ona boyun eğilmesi gerektiğine inanır… Bu yanlışlığa düşünce artık yenenin tüm yol ve yöntemlerini benimser ve ona uymaya çalışır. Yenik olanı her zaman yenene benzeme çabasında görürsün. Giyiminde, kuşamında, binişinde, silahında (dilinde, kültüründe, BB), bunları kullanışında ve bunlardan başka konularda benzeme çabasını bulursun. Düşünürler boşuna “Kamu, egemenin dinindedir” dememişlerdir. Çünkü “egemen” elinin altındakileri “yenmiş olan”dır. Halk ona uyar. Onda bir yetkinlik bulunduğuna inandığı için uyar. S.318

Bir toplum yenik düşüp başkalarının egemenliğine girdiği zaman, ona, yok oluş daha çabuk gelir. S.319

Başkasının egemenliğine girip köleleşen insanlarda bir tembellik ve uyuşukluk baş gösterir. Bunlarda ileriye dönük düşünceler, geleceğe ilişkin kaygılar azalır. Umutlar sönüp gider, çalışma, kazanma ve gelecek hesapları ortadan kalkmıştır. Çalışma güçleri ve sevinçleri kırılmıştır…

Başkasının boyunduruğu altına geçmiş olan toplumun eksilmesi ve çöküntüye gidişi, o toplum yok olup silininceye kadar durmaz.

“Köle olduklarında, eğer bir yer, bir çıkar, bir ün elde edeceklerini umuyorlarsa, insanlar o zaman da başkalarının egemenliği altında kalmayı benimseyebilir. Çünkü egemenliğinde bulundukları devletler onlar için birer kurtuluş yeri olmuştur. Onun için onlar kölelikten uzaklaşmak istemezler. İçinde bulundukları devletlerde seçkin durumlara gelerek, üne, şana, makama kavuşacaklarını umarlar. Eskiden Türk Kölemenler buna örnektir.” S.320

İbni Haldun’un söz konusu değerlendirmeleri Kürtlerin içinde yaşadığı koşullara ne denli uyuyor? Buna verilecek cevap hem bir “evet” hem de bir “hayır”ı içeriyor. “Evet”, çünkü Kürtlerin egemenlerinin diline, kültürüne, yaşam biçimlerine ve hatta siyasi tarzlarına öykünmediklerini kim söyleyebilir? Bu durum aslında Kürtleri yok oluşa götüren bir SOS çanı niteliğinde. Öte yandan “Hayır”. Çünkü Kürtler iki yüzyıldır özgürlük için ölümüne direniyorlar ve bu bir gerçek. Öyleyse gerçek bir değil, birden fazladır. Bu nedenle egemen devletler gibi Kürtlerin de arada bir dönüp tarihten referanslara bakmaları son derece önemlidir.

İbni Haldun’dan şimdilik bu kadar…

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.