11 Aralık 2017
  • İstanbul13°C
  • Diyarbakır10°C
  • Ankara10°C
  • İzmir15°C
  • Berlin2°C

BAĞIMSIZLIK REFERANDUMU, KÜRD PETROLÜ VE ROJAVA

Ersin Tek

09 Ekim 2017 Pazartesi 23:50

Kuşkusuz hayr bildiklerimizde şer, şer bildiklerimizde hayır vardır çoğu zaman. Bu hakikati de hep sonradan fark ederiz. Çünkü bizzat yaşayıp görmek gerekiyor…

Her şeyde olduğu gibi siyasal ve toplumsal konularda da bu böyledir. Öncelikle Kürdistan Bağımsızlık Referandumundan söz ediyorum, çünkü şu an gündemdeki tüm yakıcı meseleler(savaş ve krizler) bu referandum meselesiyle ilintilenmiş bir durumda. Bu nedenle referandum yalnızca Kürdler için değil, artık Ortadoğu’da yaşayan herkes için büyük bir kırılmanın ve imtihanın başlangıcıdır.

Sayın Mesut Barzani tehdit ve şantaj politikasına ortak olmak yerine, referandum sürecinin sükûnet içerisinde geçmesi ve sorunun çözümünün barışçıl yollarla olması gerektiğini gösterdi ve bölge devletlerinin tüm kirli-kanlı beklentilerini boşa çıkardı. Barzani'nin bu sakin duruşu ve referandumdan çıkan sonuç hem bölge barışı için hem de Kürdlerin başka katliamlar yaşamaması için oldukça önemlidir. Bu duruş, çözümü savaşta arayanların yerine Kürdlerin elini güçlendirmiştir.

Kısacası, referandum bitti ama asıl önemli kısmı yeni başlıyor, yaşanılan sürecin hayra mı şerre mi dönüşeceğini yaşayıp göreceğiz. Ancak kesin olan şey, Kürdistan Bağımsızlık Referandumun meşruiyetinin (bu uğurda büyük bedeller ödeyen mazlum halkın iradesinin) tartışılamaz ve görmezden gelinemez olduğudur. Fakat %92’lik bir referandumda çıkan iradenin Kürdler adına özgürleştirici bir güce ve sonuca mı dönüştürüleceği, yoksa yine tarihteki gibi çarçur mu edileceğidir. Ki bunu da zaman gösterecektir.

Referandum sonrasında neler olacağına dair öngörüler şimdilik çok karışık ve belirsiz. Çünkü büyük güçlerin ve bölgesel güçlerin Ortadoğu planları-yöntemleri kirli, karmaşık ve gereğinden fazla çıkar endeksli işliyor. Dolayısıyla, Kürdistan'a yönelik tehditler doğrultusunda Güney Kürdistan izole edilebileceği gibi, tüm tehditlerin sözde kalması da mümkündür. Referandum nedeniyle, Güney Kürdistan hükümeti daha fazla baskı ve şiddete maruz kalırsa, Türkiye, İran ve Irak tüm çıkış yollarını kapatır ve acımasız bir ekonomik ambargo uygulama yoluna giderse eğer, Güney Kürdistan hükümeti yeni bir yol-koridor açmak zorunda kalacaktır. Ki bu da Rojava ile ilişkilerini düzeltmesini, yeni ittifakların ve yeni bir güç dengesinin kurulmasını zorunlu kılacaktır.

ABD’nin Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’na karşı çıkması, hatta yüksek perdeden tanımadığını açıklaması bölge devletlerini Kürdistan’a saldırmaları noktasında cesaretlendirdiği gibi, ABD’nin iyi bir müttefiki olan Güney Kürdistan Hükümeti ve Kürd Halkında büyük bir kafa karışıklığı ve büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Buna karşın Sayın Barzanî’nin, ‘Rusya’nın bu konuda onurlu bir duruşu var. Bize destek verdiklerini söylemiyorum. Ancak farklı bir tutum sergilemediler ve karşı da çıkmadılar’ türünden bir açıklaması da oldu. Bu açıklama, Kürdlerin ABD’yi bırakıp Rusya’ya yüzünü döndüğü veya döndüreceği anlamına gelmiyor kuşkusuz. Ancak, Ortadoğu’nun yükselen gücü olan Kürdlerin çaresiz ve alternatifsiz olmadığı da iyi bilinmelidir. Ayrıca tarihsel tecrübeden bakınca Kürdler için Rusya çokta istikrarlı ve güvenilir bir partner olarak durmuyor. Fakat ABD’nin de ‘Kürdlerin kendi kaderini tayin etme hakkı’na karşı çıkması, tanımadığını açıklaması, IŞİD sonrası dönemde Irak ve Suriye’de Kürdlere yönelik niyetinin ne olduğu konusunda kafa karışıklığına yol açmaktadır. Dolayısıyla ABD, Ortadoğu’da Kürdlerin rolünün ne olacağını ve IŞİD’e karşı savaşta verdikleri bedelin ‘Bağımsız Kürdistan’a karşılık gelip gelmediği konusuna açıklık getirmelidir. Tabii bunu yapmadan önce, ‘ABD ve uluslararası toplumun garantörlüğünde Bağdat’la anlaşmak istediğini’ defalarca dile getiren Sayın Barzanî’ye kulak vermeli ve bölge devletlerinin Kürdlere karşı tehdit, zorbalık ve cezalandırma girişimlerine izin vermemelidir, engel olmalıdır. Bunu yapması hem kendi çıkarlarını koruması, hem de bölgesel istikrarı sağlaması açısından hayati bir önem taşımaktadır.

‘Kürd Petrolü ve yeni alternatifler’

Mevcut durumda Kürdistan petrolü Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı’yla Türkiye’nin Ceyhan limanına aktarılıyor, buradan da dünya pazarlarına gönderiliyor. Ancak Suriye’de süren savaşla beraber değişen güç dengeleri, yeni müttefiklik arayışları, IŞİD faktörü ve Kürdistan Bağımsızlık Referandumu ardında gelişen aşırı tepkiler ve savaş tehditleri, başka alternatifleri de gündeme getirmiştir. Aslında bugün bölge devletlerince, bağımsızlık referandumuna karşı yapılan itirazların ve Güney Kürdistan’a yönelik savaş tehditlerinin temelinde bu alternatiflerin varlığı yatmaktadır. Başta Türkiye olmak üzere bölge devletlerini endişe ve paniğe sevk eden alternatif, Kürdistan Bölgesi-Rojava üzerinden dünya piyasasına bir petrol akışının başlatılmasıdır. Böylesi bir alternatif hat, Kürdistan Bölgesinin geleceği ile Rojava’nın geleceğinin kesişmesi, iç içe geçmesi ve bölge devletlerinin tüm planlarının boşa düşürülmesi anlamına gelmektedir. Reel-politik ortamdan kendinizi soyutlamadan düşündüğünüz vakit ve Suriye’deki parçalı siyasi/askeri durumdan ötürü, bu alternatifi doğru bir biçimde hayata geçirmek şu an için çok zor görünebilir ama imkânsız değildir. Çünkü Ortadoğu’da her olaydan sonra siyasi manzara değişmektedir.

‘Rojava ve federal bir sistem’

Şu anki mevcut tabloya göre; ABD-Israil-Kürd ittifakı ile Suriye-Rusya-İran-Türkiye ittifakı petrol zengini Deyr ez Zor doğu eyaleti için kıyasıya bir yarış/kavga içerisindeler. Her iki taraf da, IŞİD'den mümkün olduğunca çok alan geri alabilmek için savaşıyorlar. Bu yarış-kavga, gelecekteki bir Kürd yönetim alanının sınırlarını da belirleyebilir. Bu arada Rojava Kürdleri, bağımsızlık kadar iddialı olmayan kendi hedeflerine doğru büyük ilerleme kaydetmekteler. Böylece Suriye'de savaşın başladığı günden bugüne kadar ele geçirdikleri bölgelerde kurdukları özerk yönetimler Batılı güçler –kısmen de olsa Rusya ve Esad rejimi- tarafından kabul görmüştür. Dolayısıyla Suriye'deki federal bir sisteme yönelik istekliliklerinin artık daha fazla uluslararası ve yerel destek bulabileceğini ve çatışmanın nihai kararında Şam'ın hesaba katması gereken bir oyuncu olarak konumlandıklarını söyleyebiliriz.

Her şeye rağmen; Suriye'de süren savaş, devam eden Işid tehlikesi ve bağımsızlık referandumu sonrasında ortaya çıkan manzara, Sayın Barzanî'nin referandumun zamanlaması noktasındaki ısrarını haklı çıkaracak ve Kürdlerin tarihsel mücadelesini iyi bir neticeye ulaştıracak gibi görünüyor…

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.