18 Kasım 2017
  • İstanbul14°C
  • Diyarbakır5°C
  • Ankara1°C
  • İzmir13°C
  • Berlin1°C

SÜNNİ, Şİİ VE KÜRT OKULU

"Irak ile ilgili her şey şunu bize söylüyor. Üçe ayırın, zira suni bir yapıyı bir arada tutmak sadece daha fazla ölüme davetiye çıkarır. Irak’ın birliği suçuna ortak olmayın."

Sünni, Şii ve Kürt okulu

18 Ağustos 2017 Cuma 10:44

Sünni Okulu:
Sünni okulun ideolojisinin temelinin dine dayandığı açık ve aşikârdır. Ancak geçmişteki gelişmelerde, öylesine güçlü bir laik ayaklanmaya katıldılar ki fikri plüralizm konumlarını bu okulda güçlü bir hale getirdiler. Sünni okulun direği, en öncelikli olarak siyasi ve pragmatik gereksinimlerin birbirine karıştırılması üzerinde duruyor.

Tarihi açıdan, en az iki başlıca sebep Sünni okulun ideolojisinin hazırlanması sürecini başlatmıştır. Bunlardan biri Osmanlı-İran mücadelesiydi bu mücadele Sünni mezhebinden olanları, İran’ın yayılmacı eğilimine karşı, kendi huzurları için bir ittifaka yönelme durumuna getirdi. Bu da Sünnileri Osmanlılarla dostça bir ilişki kurmaya itti. İkinci sebep, Irak’ta demografik ve mezhebi haritanın değişmesi idi. (detay girmiyorum)

19.yüzyılın başından itibaren bu değişiklik, Bağdat’ın aşağı kesiminden Şattularaba kadar olan bölgenin Şii yerleşim bölgesi olmasına sebep oldu. Şii mercilerin geniş yelpazedeki faaliyetlerinin etkisiyle de 20.yüzyılın başından itibaren Sünniler Şiilerin yayılmacı politikalarını fark ettiler. Sünniler için bu psikolojik yapının düzeltilmesinin çok zor ve zahmetli bir iş olduğu ortaya çıktı.

Osmanlıların son döneminde, Sünni okul Sünni mezhebine mensup olanların korunması için Sünni halk ile Osmanlıların entegre olmaları yönünde adım attı. Pratik olarak Osmanlılar diğer halklardan daha fazla bir şekilde Sünnilere başvurdu ve bu da Sünnileri devlet siyaseti ile entegre olma konusunda daha fazla uyandırdı.

Pratik açıdan Sünniler bu yolla bazı yetenekli bürokratik kadrolar, daha iyi bir ekonomi, daha iyi bir yaşam ve daha iyi bir medeni hayat elde ettiler. Şiilerin kendilerini ideolojiden uzak tuttuğu ve Osmanlıların resmi kurumlarıyla yardımlaşmadığı bir zamanda Sünniler bu kurumlara daha fazla açıldı ve bu kurumlara entegre oldu. Böylelikle Osmanlıların son dönemi Osmanlılarla Sünniler arasında yoğun yardımlaşmaya ve Osmanlılarla Şiiler arasında soğuk ilişkilere sahne oldu. Ancak bu soğukluk çatışma ve mücadele düzeyine ulaşmadı.

Sünni okulda “Devlet” kavramı Şii ve Kürt okullarının sahip oldukları devlet kavramından daha açıktır. 1917’den itibaren İngilizler bunu gördü. Mülahaza edildiği gibi İngiltere’nin Irak’taki güçlerinin genel başkanı general F.S.Mudi’nin bildirisi, ki bu bildiri 19 Mart 1917’de çıktı, bütün Iraklılara yöneltilmedi hatta sadece Bağdat vilayetinin halkı içindi. Bu bildiri İngiltere hükümetinin siyasi temsilcilerinin yardımı ile sivil işlerin organizesine katılım içindi.

Daha sonra Sünniler Şiilerin oturdukları bölgelerin idaresine de ulaştılar. Şii liderler bu konuda hoşnutsuzluklarını ifade ettiler. Bunu İngilizlerin yaptığı açıktır. Çünkü onlar, Irak’taki projelerine destek verecek bir müttefik arıyorlardı. İngilizler Şiilerle Sünniler arasında tefrika yaratmak istemişte olabilir. Her ne olursa olsun, Sünnilerin iktidarda büyük pay elde etmek için İngilizlerle yardımlaştığı inkâr edilemez. İngilizler buradan hareketle Sünnilere daha fazla bel bağladı.

İngilizler 1920’de, Sünni mezhebinden olan Abdulrahman Nakib başbakanlığında geçici bir Irak hükümeti kurdu. Bu hükümetin kabinesi 4 Sünni, 3 Şii ve 1 Yahudi bakandan oluşuyordu.
Sünni okul, Faysal’ın Irak krallığının kökleşmesi için başlıca iki açık ilkeye bel bağladı. Bu ilkeler Faysal’ın dini aristokratlığı ve Sünniliğiydi.

Sünni okulda devletin özel bir önemi var. Pratik açıdan, Sünniler devlet yeteneklerini Kürtlerle etnik uyuşmazlık ve Şiilerle mezhebi uyuşmazlıkla mücadele için kullandılar. Etnik, dini ve mezhebi yapı gözetilmeksizin devletin merkeziyetçiliğini, kapasite ve kudretini bütün vatandaşlar için tek kader düşüncesinde toplamak onlar için devletin en önemli şartıdır.

Şii Okulu:
Şii okulu dini temele dayanıyor. Elbette bunun da arkasında tarihi sebepler var. Şii okulunun başlıca düşüncesinin içeriği dine zıt düşmemek ve dine hizmet etmesi kaydıyla çok siyasi bir yapı kurmaktan ibarettir. Ancak bu düşünce kendi içinde Şii düşüncesi açısından yenidir. Çünkü siyaset çok geç bir zamanda Şii düşüncesine girdi. Şii okulunda dinin düşünce sistemindeki varlığı bellidir. Ancak, bununla beraber bu sistem tam olarak dini de değildir. Şirazi’nin 1920’de verdiği fetva, gayrı Müslim bir insanın Müslümanlar üzerinde başbakan olarak seçilmesinin mümkün olmadığını ortaya çıkıyor.

Bu fetvayla Şii okulunda vatanseverlik kavramının nasıl oluştuğunu anlamak kolay olur. Şirazi’nin bu fetvasının Şii halkın üzerinde çok etkisi olmuştur. Şirazi, burada, ulusal bir hükümetin kurulması çağrısında bulunuyor. Bu şekilde de vatanseverlik siyaset için bir kapı idi.

Şii okulunun ulusalcılığının özelliği dine bağlılıktı. Bundan dolayı bu ulusalcılık fikri, oluşum açısından, dinin arkasında olduğu bir ulusalcılıktı. İşte bu, büyük bir ölçüde, Irak devletinin kurulması projesinin ortaya çıkmasının başında, Irak krallığının Sünni mezhepli bir kral tarafından alınması konusundaki Şii okulun desteğinin sebebini aydınlatacaktır.

Şii okulu, bunda, amaç ve sonuca değil prensibe dayandı. Başlangıç noktası, burada, Sünni mezhepli birinin Irak’ın otoritesini alması ve Şiilerin buna kaşı çıkmamasıdır. Bu kişi Haşimi ailesindendi. Yani o, peygamberin kızı ve Ebu Talibin oğlu İmam Ali’nin hanımı olan Fatma’nın soyundandı. Şii okulunun da bazı cihetler vardı. Hepsinden daha radikal olanı, Şiilerin Irak’ın liderliğini yapmasını ve Şiiliğin devletin resmi mezhebi olmasını isteyen cihetti. Yani bu cihet özde Şii teokratik bir hükümet kurma meyline sahipti.

Irak’ta Genel Vali yardımcısı olan Arnold Wilson, Şiilerin 1920’deki ayaklanmasında, ayaklanmada rolü olan bazı ayaklanmacıların “bir Şii teokratizmi “ kurma çabası içinde olduğu mülahazasında bulunur.

İngiltere’nin Şiilerin bazı kutsal yerlerinde bağımsız bir yönetim kurulması için gösterdiği çaba bunun belgesidir. Şiiler 1920’de, İngiltere’nin eliyle bir hükümetin kurulmasını istemiyorlardı. Bu tutum Kazımiye’deki Şiileri seçilmiş bir hükümet kurulmasını istemeleri konusunda cesaretlendirdi. Bu isteğin doğrudan sebebi Şiilerin, İngiltere’nin Irak’ın geçici başbakanı olarak Sünni mezhepli birini getirmede ısrarlı olduğunu duymalarıydı.

Amerika’nın desteğiyle Sünni mezhepli birinin liderliğini yapacağı bir hükümetin kurulması Şiilerin hoşlanmadığı bir şeydi. Yani seçilmiş bir hükümet isteği anlaşmayla değildi. Kazimiye’deki Şiiler kasten seçilmiş bir hükümet talebinde bulunuyorlardı. Çünkü onlar, özgür olabilecek her seçimde Şii birinin başbakan olacağını biliyorlardı. Bu talep, seçim prensibi ile çoğunluğun çıkarı arasındaki ilişkiyi anlama konusundaki ilk işarettir.

Geçici hükümetin oluşturulması ile beraber, birbirini anlamama ve bir diğerine şüpheyle bakma dönemine girildi. Bu da Şiilerin, Kral Faysal karşısındaki tutumlarını gözden geçirmelerine neden oldu. Sonradan açıklığa çıktı ki birbirini anlamama durumu yaşanmadan önce Şiiler Kral Faysal’a bakmıyordu.

Pratikte Şii Okulu, ideolojinin etkisinden uzak bir şekilde Irak’taki Şii halkın jeopolitik ağırlığını biliyordu ve teorisini yönetme hakkı ve oturanların hacmi üzerinde kurdu. Bu teori onlarca yıl Şii okulunun direği olan bir teoriydi. Irak’taki durum, iktidarın haczedilmesi ve daha fazla hak verilmesi gereken çoğunluğun kenara itilmesi şeklinde yorumlanıyordu. Bu yorumun psikolojik gerçekliği çok açık ve aşikârdır. Bu yorum bazı kerelerde inatlaşma ve şiddet için de bahane olmuştur. Ancak bu yorum, genel olarak, Şii okulunun insani endişelerini ortadan kaldırmamıştır. Çünkü zulüm ve zorbalığa karşı sıkı bir tarihi ilişkiye sahipti.


Kürt Okulu:
Kürt okulunun içinde doğduğu tarihi şartlar çok karmaşıktır. 1918’de Osmanlıların Irak’tan çekilmesinden Milletler Topluluğunun 1925 yılında Kürtleri Irak’a bağlayan kararına kadar geçen süreyi Kürt okulunun ilkelerinin belirlendiği ve temellerinin atıldığı süre saymak mümkündür.

1922’ye kadar Kürdistan Bölgesi’ne özel statüye sahip bir bölge olarak bakılıyordu. İngilizler hala Kürtlerin kaderi ve geleceği konusunda kendilerini ortaya koymamışlardı. 1921’de İngiltere Kürdistan Bölgesi’nin kaderi konusunda son kararı verene kadar, Kahire kongresi bu bölgeyi Irak’ın dışında tuttu.

Kürtlerin Irak’a bağlanması düşüncesi, Arapların yanında tuhaf bir durumdu. 22 Ocak 1922’de, Şii ve Sünni temsilciler bir beyanname çıkardılar ve bu beyannamede ‘’Müslüman bir kralı olması kaydıyla tek bir Arap devletinin kurulması’’ önerisinde bulundular.

Bu ibarede şu mülahazada bulunulabilir ki Araplar iki esas noktaya vurguda bulunuyor. Bunlardan biri Arapların yerleşik oldukları bölgenin Şii ve Sünni olmak üzere mezhebi temelli iki devlete bölünmemesidir. Bu da “Bir tek Arap devleti” ibaresinde ifade edilmişti. İkinci nokta ise hangi mezhepten olduğuna bakılmaksızın devletin bir kralın eline verilmesiydi.

Kahire kongresi Arapların taleplerine vurguda bulundu. Lvid George’a gönderilen bir mektupta İngiliz Kolonileri Bakanı Winston Churchil, kurmak istedikleri devlet konusunda iki meseleye dikkat çekiyor. Bunlardan biri aslı Arap olan bir kralın belirlenmesi ve ikincisi ise Arap temelli bir hükümetin kurulması.

İngilizlerin Irak’ın geleceğini belirlemede referandum için hazırladığı sorularda Kürtlerle hiçbir ilgisi olmayan bir devletin kurulacağı meylini gösteriyor. Burada da yine “Tek Irak devleti” ibaresi tek bir devlet çerçevesinde Şii ve Sünni birliğine açıkça dikkat çekiyor. Bu sorularda “Arap” kelimesi tekrar ediyor. Bir defa ilk soruda bir defa da devlet başkanı sıfatı olarak geçiyor.

Bu anlam birden fazla belgede vurgulanıyor. Bunlardan da Şii müctehid Şirazi 13 Şubat 1919’da Amerika Başkanı Wilson’a gönderdiği mektupta yeni bağımsız bir Arap İslam devleti ve bu devlete Müslüman birinin krallık etmesinin gerekliliğinden bahseder.

Kürt Okulu bu önemli aşamaya ayrıntılı olarak değinir. Başlıca esas nokta, Osmanlıların 1918’de Irak’tan çıkmalarıyla birlikte Kürtlerin Irak’a bağlanması düşüncesidir. Bu düşünce Kürtler içinde yabancı olan bir düşünceydi. Ancak Kürtler için kaderlerini ve geleceklerini içinde görecekleri yol açık değildi.

Kürt oklunun gözüyle, Kürtlerin önüne ‘’garanti olmaksızın Irak’a bağlanma ’’ şeklinde sadece bir seçeneğin bırakılması büyük bir zorbalık ve zulümdü.

Ulusal statü ve kendi kendini yönetme, Kürt okulunun iki temel dayanağıydı. Her ne kadar kendi kaderini belirleme (Self-determination) kavramı ayrılık anlamına geliyorsa da bu kavram yeni bir kavramdır ve bu kavram daha çok ya ideolojik gereksinimden dolayı Kürt meselesi için bir propaganda olarak kullanıldı ya da Bağdat’la olan kavgada bir silah olarak kullanılıyordu.

1. Dünya savaşında, Irak’ın İngiltere tarafından işgal edilmesi, Kürtlerin kendi kendilerini yönetmeleri düşüncesinin gerçekleşmesi için daha büyük bir fırsat verdi. Bu düşünce ne İngilizlerin ne de Kürtlerin yanında yabancı bir düşünceydi. İngilizler bu düşünceyi Kürtlerle beraber ortaya koymuştu. Süleymaniye’de Şeyh Mahmut, Rewanduz’da Seyid Taha Şemzini ve ayrıca da dışarıdaki Kürtlerle bunu ortaya koymuştu. Hatta Sir Presi Coks, bu konuyla ilgili olarak 1918’de Fransa’nın Marsilya kentinde General Şerif Paşa ile konuşmuştu.

O, ‘’kendi kendini yönetme’’ konusunun Kürtlerin ve bölgesellik durumu için en uygun çözüm yolu olduğunu düşünüyordu. Ancak daha sonra Kürtlerin revaçta olan düşünce şuydu: Gerçekte Irak’ta, Sünni ve İngilizler arasında alışverişin dışında hiçbir şey yoktur. Bu alışverişte de Sünnilere Musul ve Kürdistan; İngilizlere ise petrol düşüyordu. Kürtlere ise hiçbir şey düşmüyordu.

Sonuç:

Öyle ya da böyle, kabul edilmesi gereken nokta şudur. İngilizler 1920 de Bağdat, Basra, Kürt ve Musul’dan ibaret derme çatma bir Irak oluşturdu.  O günden bugüne Kürtler, Bağdat Arap yönetimiyle çatışma içindedir. Bu yüz yıllık mücadelenin aktörü de Barzanilerdir.

Bu yüz yıl, bütün dünyanın gözleri önünde yaşanmıştır, Kürtler bağımsızlıktan yana olmasına rağmen federal bir Irak için Koalisyonun kendilerinden beklediklerini sabırla yerine getirdiler. Ancak, orta ve güney Irak’taki Şii ve Sünni karakterlerin mücadelesi ve ortaya koydukları hırslı tutum geleceğe ilişkin bu uyumlu görüntüyü gidererek daha fazla gerçek dışı bir görüntü haline getirdiler.

Şii din ve siyasi adamlarının ile Sünni askeri diktatörlüğünün Kürtlere vereceği bir şey olmadığı ortadadır. Örnek: Mukteda Sadr en nihai hedefi Bağdat’ta İran tipi bir teokrasi kurmak olan Mehdi ordusunu kurmadı mı?

Şüphesiz ki eşitliğin, ortaklığın ya da hakların tanınması konusundaki kanunların temin edilmesi, bu konuların işlevsel hale gelmesinde çok sayıda aracın meydana gelmesi için bir fırsat vardı ama bunların hepsi Irak’ın derme çatma yapısına artık feda edilemez.  Türkiye de içinde artık Kürdistan bir tabu değil, en nihayetinde yeni devlet ile tanışacaktır ve bunun farkındadır.

Eşitlik ve ortaklık rutin, şekilsel ya da teorik kaldığı sürece sadece ve sadece dekordur. Zira Irak 1970’te, sonunda Kürtlerin siyasi ve kültürel otonomi haklarını kabul etti ama kısa bir süre sonra önerilen Kürdistan sınırlarını kuşattı. Kürtler, Kerkük’te petrol üzerinde haklarını olduğunu dile getirdiğinde Bağdat buna “Araplaştırma” politikası ile cevap verdi.  M.Izady bu konuda “yaklaşık yarım milyon Kürt bölgeden etnik olarak temizledi” diyor. Ve bu süreç körfez savaşına kadar devam etti.

Önceki Irak, oluşumlar arasında istikrarın sağlanması konusunda büyük bir başarısızlık yaşadı ve yaşanmaktadır. İlişkiler de sonuç ne olursa olsun özgür ve gönül esası cihetinde yapılan tüm çabalar gösterdi ki Irak’ın birleşik kalması mümkün değildir. Zamanda bunu ispat etmiştir. Gönül ve karşılıklı kabul esasına dayalı ilişkilerin kurulması konusunda tek seçenek var. Bu da komşuluk ve bağımsız bir Kürdistan devletin kurulmasından ibarettir.

Önceki Irak’ta ortaklığa değil; daha çok eşitliğe değiniliyordu. Ancak eşitlik teorisi sorunları çözemedi. Irak tecrübesi, eşitliğin sadece, kendisini vatandaşlık kavramında bulan anayasal formül ile sükûnet ve huzuru sağlayamayacak bir prensip olduğunu da kanıtladı.

Irak ile ilgili her şey şunu bize söylüyor. Üçe ayırın, zira suni bir yapıyı bir arada tutmak sadece daha fazla ölüme davetiye çıkarır. Irak’ın birliği suçuna ortak olmayın.

Hüseyin Siyabend Aytemur
Email: huseynsiyabend@gmail.com

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.